Yazdır
Kategori: Tanrı’nın Sesini Tanımak
Gösterim: 371

Koyunların çobanı…

Koyunlarını adlarıyla çağırır ve onları dışarı götürür…

Kendi koyunlarının önünden gider, koyunlar da onu izler.

Çünkü onun sesini tanırlar… Ben iyi çobanım.

Benimkileri tanırım, benimkiler de beni tanır…

Koyunlarım sesimi işitir. Ben onları tanırım, onlar da beni izler. 

 

Yuhanna 10:2-4, 14, 27

 

Ruhsal ışık doktrini yeteri kadar öğretilmiyor.

Mesih’le ilişki halinde olan,

içinde Tanrı’nın Kutsal Ruhu bulunan bireysel bir imanlıda

Tanrı’nın Ruhu’nun,

insan Ruhu’na doğrudan etki ettiği görülür; öyle ki,

ona en küçük ve en büyük öneme sahip konularda iradesini bildirir.

Bu iradenin aranması ve beklenmesi gerekir.

 

G. Campbell Morgan, God’s Perfect Will

 

 

Bize —başkaları, iç sesimiz, bazı özel deneyimler, Kutsal Kitap ya da olaylar aracılığıyla— iletilmiş olan bir söz veya düşüncenin Tanrı’dan kaynaklandığını anlamak nasıl mümkün olabilir? Bu söz veya düşüncenin kutsal bir kaynaktan doğduğunu gösteren belirti nedir? Sözün, Kutsal Kitap’ın açık ifadesi ya da anlamı ile uyumlu olması ve doğru bir şekilde yorumlanmış olan Kutsal Kitap öğretisi ile tutarlı bir şekilde açıklanabilmesi halinde, bunun Tanrı’dan geldiğini anlamak elbette mümkündür. Hepimiz iyi biliriz ki, Tanrı bizi hiçbir zaman putlara tapmaya ya da açgözlü olmaya yöneltmez.

Ancak bunun dışında, “Bunun Tanrı’dan geldiğini nasıl anlayabiliriz?” sorusuna verilebilecek tek yanıt, deneyim ile yanıtıdır. Kutsal Kitap’tan kelimesi kelimesine yapılmış sadık bir alıntı bile, insanın bizzat kendisinden doğan ya da şeytandan gelen bir mesaja dönüşebilir. Sözde alıntı[1] yapmanın tehlikeleri —Kutsal Kitap’tan belirli bir pasajı bağlamından koparacak şekilde alıntılamak ve bunu arzu edilen amaca hizmet edecek şekilde kullanmak— yaygın şekilde bilinmektedir. [[1] Yazar, burada proof texting sözünü kullanıyor. Türkçede tam karşılığı olmayan bu söz, bir metnin belirli bir kısmını alıntılayarak metnin bağlamından tamamen farklı bir anlamda kullanmayı ifade ediyor. Türkçede zaman zaman cımbızlamak olarak da ifade edilir (Çevirenin notu).]

Kutsal Kitap’ta yer alan bir ifadeden doğrudan yapılacak bir alıntı, bu isterse sıkça başvurulan kişisel bir uygulamaya ilişkin olsun, Tanrı’nın amacına ve niyetine aykırı şekilde kullanılabilir. Bu nedenle Kutsal Kitap’a sadece bir bütün olarak yazılı Tanrı Sözü muamelesi yapmak gerekir.

Tanrı’nın bize ne söylediğini anlayabilmek için her koşulda mutlaka sözlerin ötesini görebilmeli, ama asla Kutsal Kitap’ın sözlerinin etrafından dolaşmaya kalkmamalıyız. Daha önce gördüğümüz gibi, Kutsal Kitap’ın öğretileri, üzerlerinde ne kadar kapsamlı çalışma yapılırsa yapılsın, bunlara dair ne kadar sarsılmaz bir inanç duyulursa duyulsun, asla kendi başlarına Tanrı ile olan kişisel yürüyüşümüzü meydana getiremezler. Bunlar bireysel durumumuza ve bireyselleştirilmiş koşullarımıza uygun şekilde uygulanmalıdır, aksi halde yaşamlarımızın birer parçası olarak kalamazlar.


Doğada Sesi Tanımak

 

Koyun ve diğer evcil hayvanların sahiplerinin seslerini hatasız bir şekilde tanıyor olması dikkat çekici bir durumdur. Bu evcil hayvanlar, söz konusu sesi ilk duyduklarında sesin sahibini tanımazlar, ancak bu sesin kime ait olduğunu çok hızlı öğrenir ve bir daha da unutmazlar. Öyle ki, sesin kime ait olduğunu bilimsel bir şekilde analiz edip saptayan bir ses ölçer cihazına ya da başka herhangi bir aygıta ihtiyaç duymazlar; sesi derhal ve kolayca tanırlar.

Bir zamanlar, televizyonda adı Charlie Frank olan bir adam ve fili Neeta ile ilgili bir program seyretmiştim. Frank, Neeta’yı doğumundan itibaren büyütmüş ve onu bir gösteri hayvanı olarak eğitmişti; emekliliğinde ise Neeta’yı, San Di̇ego Hayvanat Bahçesi’ne vermişti. O tarihten itibaren birbirlerini on beş yıl boyunca hiç görmediler, televizyon programı onların tekrar bir araya gelişini görüntülemişti. Neeta, Frank’i görür görmez yanına gelmiş ve ondan aldığı komutlarla birlikte eski alışılageldik gösterisini sergilemişti. Filin eski deneyimleri ona, Frank’in sesini tanıma olanağı vermişti. Aynı şekilde, biz insanlar da deneyimlerimiz sayesinde kırmızıyı, onun farklı tonlarını ve özelliklerini, sarı ve maviden olan ayırt edici özelliklerini tanımayı öğreniriz. Bir müzisyen, deneyimleri sayesinde bir melodideki minör bir anahtarı, majör olandan ayırt etmeyi bilir.

İnsanların hayvanlarla kıyaslanmasına ilişkin peygambersel temada, Yeşaya, şu gerçekler karşısında şaşkınlık geçirir:

 

Öküz sahibini, eşek efendisinin yemliğini bilir, 

Ama İsrail halkı bu kadarını bile bilmiyor, 

Halkım anlamıyor.  (Yeş. 1:3).

 

Yeremya kitabında, yabanıl hayvanların referans alındığı benzer bir serzeniş yer alır:

 

Gökteki leylek bile 

Belli mevsimlerini bilir. 

Kumru da kırlangıç da turna da 

Göç etme zamanını gözetir. 

Oysa halkım buyruklarımı bilmez. (Yer. 8:7).

 

Buna karşın, ışık dünyaya gelen her insanda parlar; Yuhanna 1:9’a göre, ışık, düşmüş insanlığın kör gözlerine beyhude şekilde vurur. Mezmur 19:4’e göre, sözleri dünyanın dört bucağına ulaşır ve sağırların kulaklarına erişir.

Ancak —Mesih’in kurtaran mesajıyla insan yaşamına girmesi sonucu— kendilerine ek ve yeni bir doğum imkânı tanınmış olan kişiler, Tanrı konuştuğu zaman deneyimleri aracılığıyla Onun sesini duymayı, sözlerini tanımayı ve bu sayede güven dolu bir şekilde etkileşimde bulunmayı öğrenirler.

Deneyim ile Bilmek

 

Bu bölümün başında alıntılanan Yuhanna kitabının 10. bölümündeki yalın açıklamalar, yalnızca İsa'nın sözlerinin kaydından ibaret değildir. Bunlar aynı zamanda Yuhanna’nın hem Rabbi, hem de dostu olan Mesih ile yaşadığı deneyimlerin bir bütünüdür. Yuhanna’nın, birinci mektubunun giriş bölümünde Yaşam Sözü’nü görme, duyma ve Ona dokunma ile ilgili olarak yapmış olduğu vurgu oldukça şaşırtıcıdır (1. Yuh. 1:1,3). Ama Yuhanna’nın, Tanrı konuştuğu zaman Onun konuşmasını tanımayı öğrenmesi, görünür ve dokunulabilir nitelikteki İsa'nın varlığında gerçekleşmişti.

Sonraki deneyimler doğrultusunda Yuhanna, ruhsal öğretmenden o kadar emin oldu ki, çocuklarına büyük bir inançla bu konudan söz etti —aynı zamanda onları, kendilerini aldatmaya çalışan kişiler hakkında uyarıyordu— öyle ki, ruhsal öğretmen olan Kutsal Ruh’tan başka hiç kimseye ihtiyaçları yoktu: “Ondan aldığınız mesh sizde kalır. Kimsenin size bir şey öğretmesine gerek yoktur. Onun size her şeyi öğreten meshi gerçektir, sahte değildir. Size öğrettiği gibi, Mesih’te yaşayın” (1. Yuh. 2:27).

Bu nedenle Yuhanna; İbrahim’in, İshak'a (Yar. 24) bir eş bulması için en yaşlı uşağını bilinmeyen bir ülkeye gönderirken; Eli'nin ise küçük Samuel'e (1. Sam. 3) yaptığı gibi, deneyimden kaynaklanan bir yetkiyle konuşmaktadır. Yanlış bir düşünceye kapılabilir ve Tanrı bizimle konuştuğunda konuşanın kim olduğunu, bunu öğrenmek zorunda kalmadan otomatik olarak bilebileceğimizi düşünebiliriz, ancak bu bir hatadan ibarettir —ve bu, Tanrı’nın sesini duymaya çalışanların yapılabileceği en büyük hatalardan biridir. Bu yanılgı bizi, Tanrı’nın konuşmasının nasıl bir şey olduğuyla ilgili sahip olduğumuz rastgele fikirlerin insafına terk etmektedir.

Tanrı’nın sesini hemen tanıyamıyor oluşumuz, düşmüş ve bozulmuş durumumuzun bir sonucu olabilir. Belki de bu durum kişisel ilişkilerin doğasından kaynaklanıyordur —kuşkusuz siz de, ben de, bizim için en yakın ve değerli olan kişinin sesini ilk işittiğimizde onu tanıma konusunda başarısız olduk. Belki de bunun nedeni göksel Babamızın şefkatinde, bu yol aracılığıyla bizimle konuşmasında gizlidir. Nedeni ne olursa olsun, bize ilk söylenmesi gereken şey, Tanrı’nın bizimle konuştuğu, hatta ihtimal ki, bize, sesini tespit edebilmemiz konusunda yardım etmekte olduğu hususudur.

Üç Işık

Tanrı’nın üzerimizde yarattığı içsel etkilerle dışsal bir yansıması olan sözleri, Onun etraftaki varlığıyla daima desteklenir. Bu üç ana unsur tek bir noktaya odaklanıncaya dek sessiz bir şekilde beklememiz gerekir. Eğer ne yapmanız gerektiğini bilmiyorsanız, bunu anlayıncaya kadar sakin bir şekilde beklemeye devam edin. Eylem ve durum konusunda doğru zaman geldiğinde ortaya çıkan yeni durumlar, tıpkı ateş böcekleri gibi yol boyu ışıltı saçmaya başlar; Tanrı’nın üç tanığı fikir birliği ettiğinde ise bir meleğin çağrısını aldığınızdan ve haklılığınızdan emin hale gelirsiniz. Tanrı’nın sesini duyma konusundaki birçok tartışma üç referans noktasına işaret eder, bu, aynı zamanda “üç ışık” olarak da bilinen ve Tanrı’nın bizden ne istediğine karar verirken danışabileceğimiz bir referans noktasıdır. Bunlar:

 

 

Bu üç unsur aynı yönü işaret ettiğinde, işaret edilen bu yönün Tanrı’nın bizim için amaçladığı yön olduğundan emin olabiliriz.

Eğer Kutsal Kitap’ın dışında Tanrı’yı duyma ile ilgili bir yazı seçmem gerekseydi, Frederick B. Meyer’in The Secret of Guidance adlı kitabını gözardı etmem hayli zor olurdu. Birçok başka yazarın, bu konuyla ilgili olarak söyleyebileceği son derece değerli ve yararlı sözü olmasına rağmen, Meyer meseleleri öylesine eksiksiz ve basit bir şekilde bir araya getiriyor ve yorumunun taşıdığı ruh —her zaman olduğu gibi— öylesine akılcı ve ruhsal ki, bu nedenle onu, bu konuda yazmış olan diğer birçok kişiye yeğlerdim. Meyer’e göre, günlük yaşamımızın koşulları, ruhun içsel yönelimleri ve Tanrı Sözü ile uyumlu olduğunda, Tanrı iradesinin yanılmaz nitelikteki birer göstergesine dönüşür. Durumlar sabit kaldığı zaman bekleyin; hareket etmeniz gerektiğinde ise bunların açıldığını, okyanuslardan, nehirlerden, çöllerden ve kayalardan geçen bir yolun meydana geldiğini göreceksiniz. Bu değerli tavsiyeyi, Tanrı'nın sesini duyma ile ilgili herhangi bir sorunu tamamen çözecek şekilde anlamak mümkündür. Bunun, Tanrı’nın içsel sesini halihazırda tanımış, bunu öğrenmiş olanlar bakımından geçerli olacağına inanıyorum. Muhtemelen hiç kimse bunu Meyer'in kendisi kadar net bir şekilde bilmiyordu.

Henüz yeterince özgüveni olmasa da bu sese aşina olanlar, üç ışığı ayırt etme çabası içindeyken sert bir kaos girdabına sürüklenip umutsuzluğa düşebilir veya sığ sularda karaya oturan bir gemi misali ruhsal bir felaketle karşılaşabilir. Bu üç ışık, Mesih’in Yolu’na derin bir bağlılığı ve yeterli deneyimi olmayan kişiler için özellikle tehlikeli ve düş kırıklığına uğratıcı olabilir. Bu tür insanlar, bu üç ışığı neredeyse kesin bir şekilde, ruhsal bir numara ya da kolay bir çözüm reçetesi olarak kullanmaya kalkacaklardır. Ardından, kendi yollarını takip etme, refah ve güvenliklerini sağlama isteklerine yenik düşerek arzularının kurbanı olacaklardır. Üç ışığı kullanma meselesine daha yakından bakalım.

Karşılıklı Bağımlılık Sorunu

Üç ışıkla çalışırken uygulamaya ilişkin en büyük sorun basit bir gerçeklikten doğmaktadır ve bu sorun karşılıklı bağımlılık sorunudur. Diğerlerinin ne söylediğini bilmeksizin birinin ne söylediğini bilebilmek ya çok zordur ya da olanaksızdır.

Kutsal Ruh’un Kutsal Yazılar aracılığıyla çalışarak onları rehberlik ve kurtuluş için etkin kıldığı gerçeği genel itibariyle anlaşılmış bir konudur. Kutsal Kitap uzmanlarından toplanan bir konferans, “Kutsal Yazılar’ı esinleyen Kutsal Ruh’un günümüzde de iman aracılığıyla çalıştığını ve mesajını bu yolla ilettiğini” doğrulamıştır. Bunun yanı sıra, konferansta, “Kutsal Ruh’un, imanlıların Kutsal Yazılar’ı yaşamlarına uygun şekilde uygulamalarına olanak sağladığı” hususu vurgulanmıştır. Ayrıca konferans heyeti, “Doğal kişinin Kutsal Kitap’ın mesajını ruhsal bakımdan ve Kutsal Ruh’tan bağımsız olarak ayırt edebildiği” görüşünü reddetmiştir.

Genellikle Müjdeci[1] kabul edilen birçok insan, Kutsal Ruh’un Kutsal Kitap çalışmalarındaki rolü üzerine daha güçlü bir bildiri yayınlamaya hazır görünmektedir. William Law’ın şu yorumlarına bir bakın:

“Kutsal Ruh’un ışığı olmaksızın Tanrı Sözü her insan için, kişi ne kadar iyi eğitimli ve zeki de olsa, ölü bir mektuptan başka bir şey değildir. Kutsal Ruh’un, Kutsal Yazılar’ın gerçeğini günümüz okuyucusu için açığa vurması, bu yazıların kaleme alınması için yazarlarını esinlediği günkü kadar gerekli ve önemlidir. Bu nedenle, “Şimdi Kutsal Yazılar'ın tamamına sahip olduğumuz için, eski günlerdeki gibi artık insanlar arasında Ruh'un mucizevi esinine ihtiyaç duymuyoruz” şeklinde ileri sürülen görüş, din bilginleri ile Ferisilere yüklenebilecek ölçüde büyük bir körlüğü ifade etmektedir, çünkü Kutsal Ruh’un günümüzdeki esinini inkâr etmekle onlarınkine benzeyen hatalardan kaçınmamız mümkün değildir, öyle ki, bu yolla Kutsal Yazılar’ı kaleme almış olan kişileri esin kaynağı haline getirmiş oluruz.

Fakat bir düşünce veya mesaj konusunda Kutsal Ruh’un bir müdahalesinin olup olmadığını —Kutsal Kitap çalışmalarımız dahil— Kutsal Yazılar’ın öğretileri hariç olmak üzere nasıl anlayabilir, bunu nasıl doğrulayabiliriz?”

Ruhsal bir dürtüye ilişkin Kutsal Kitapsal bir test, bu dürtünün İsa’yı Rab (1. Kor. 12:3) ya da Tanrı'nın Oğlu (1. Yuh. 4:2-3) olarak kabul edip etmediğini tartar; ancak bu test kiminle evlenmemiz ya da ne tür bir iş yapmamız gerektiği gibi pratik konularda pek yararlı değildir. Ruhsal veya zihinsel dürtülerin ya da mesajların sınanması, şayet Kutsal Yazılar bu dürtü ve mesajlardan ruhsal bir yardım almadan anlaşılamıyorsa, genel itibariyle, Kutsal Yazılar’ın öğretilerine başvurmakla sona ermiş olmaz.

Son olarak belirtmek gerekir ki, koşullar sonucu ortaya çıkan açık veya kapalı kapılar, diğer iki ışıktan veya bazı ek etkenlerden bağımsız olarak işleyemez; çünkü kişi sadece bu kapılara bakarak onları açan ya da kapatan kişinin kim —Tanrı mı, şeytan mı, yoksa bir insan mı— olduğunu bilemez. Gerçekten de, kişi çoğu zaman, biri harekete geçene kadar bunların açık ya da kapalı olup olmadıklarını söyleyemez. Bu nedenle pratik açıdan bakıldığında, ne yapılacağına karar vermek için açıklık veya kapalılık kriterlerini tek başına kullanmak mümkün değildir. Kapıların açık olup olmadığına karar verebilmek için, Kutsal Yazılar ve içsel yönlendirişler dikkate alınmalıdır.

Kuşkusuz bu üç ışık formülünü işler hale getirebileceklerini düşünenler, ortaya koyduğum bu zorlukların üstesinden gelmek zorunda kalacakları için bana karşı pek sabır göstermeyeceklerdir. Deneyimlerim, hangi nedene bağlı olursa olsun, Tanrı’yı işitme ile ilgili pratik konularda yardıma ihtiyaç duymayan insanların, üç ışığın işe yarar bir formül olarak kullanılabileceğini düşündüklerini göstermektedir —ki, üç ışığın kendisini göstermesi de normalde bu şekilde olmaktadır. Öte yandan, yardıma ihtiyaç duyanlar, üç ışığı kullanmaya çalışırken dikkatlerini dağıtan şeylere yönelirler. Ayrıca, formülün çoğu zaman geriye dönük olarak çalıştığı düşünülmüştür —bir kişi ışıkların tavsiyesine bağlı olarak belirli bir seçeneğe yönlendirildikten sonra her şey iyi sonuçlanmıştır. Ama bu aşamada, artık bir güvene ihtiyaç kalmamaktadır.

Bu nedenle durumun söylediklerini doğru okumanın, Kutsal Kitap’ın söylediklerini bundan ayrı okumanın ve aynı şekilde Kutsal Ruh’un söylediklerini ilk ikisinden bağımsız bir şekilde okumanın mümkün olacağı iddiası doğru değildir. Sonuç olarak, bu kaynaklardan birini mekanik bir şekilde, diğerine karşı bir denetim mekanizması işlevi görecek şekilde kullanmak suretiyle Tanrı’nın iradesini okuma yeteneğimizi güçlendirmemiz mümkün değildir; ama birbirinden bağımsız çalışan üç farklı saate bakarak, günün saatini daha güvenli bir şekilde okuma imkânına kavuşabiliriz. Ayrıca üç ışık, büyük ölçüde rehberlikle sınırlıdır, konuşmaları anlama konusunda bize yardım etmek gibi bir göreve sahip değildir.

Sorumluluk Taşıyan Bir Yargıda Bulunabilmenin Koşulları

Mesih’in Yolu’na ilişkin büyük deneyimi olan herkes, bir birey olarak Tanrı’nın ne söylediğini duymaya çalışırken, ortaya çıkan durumlara, Kutsal Kitap’a ve Kutsal Ruh’un ruhsal uyarılarına bakmanın doğru olduğunu bilir. Yine bu kişiler tarafından bilinen bir başka şey de, bu üçünün, ne olursa olsun birbirlerini düzeltmeye hizmet ettiği gerçeğidir. Bu yüzden Frederick B. Meyer’in sözleri çok değerlidir. Karar verme konusunda bir formül ve mekanizma sunmadıklarında bunların terk edilmemesi gerekir. Üç ışığın, Tanrı’nın sesini işitme konusunda ne tür bir rol oynadığını nasıl anlayabiliriz? Bu soruya ilişkin yanıtlar iki parçalıdır.

Bunlardan ilkine göre, Tanrı’nın sesini dinleyerek yaşanacak bir yaşam, kendi yargımızı dışlamak anlamına gelmemektedir. Tanrı’yı dinlemek, kendi karar verme sürecimizi gereksiz kılmaz. Tanrı sesinin etkisi altında olan diğer bazı insanlar gibi biz de, kendi kararlarımızı almaya devam ederiz. Bu daha önce tartıştığımız bir şeydir, dokuzuncu bölümde bununla ilgili son derece önemli bir noktaya değineceğiz. Üç ışık, ne yapmamız gerektiğine ilişkin sorumluluk taşıyan bir yargıda bulunma ve karar alma süreci sırasında göz önünde bulundurmamız gereken bir faktördür. Yargıda ve eylemde bulunurken sorumlu bir şekilde hareket edebilmek için bütünüyle ve alçakgönüllülükle üç ışık unsurunu dikkate almak gerekir.

İkincisine göre ise, ne tek bir ışığın, ne de üçünün birden ele alınması bize Tanrı’nın sözünü sağlar, bunlardan her biri ya da tamamı, çoğu zaman Tanrı’nın yönelttiği sözün bize ulaşması için fırsat doğurur. Pratikte çalışma prensibi genellikle bu şekilde gerçekleşir.

Tanrı’nın sesi, üç ışıktan biri olmadığı gibi, bunların bütünü de değildir. Ancak Yuhanna’nın birinci mektubunda söz ettiği ruhsal öğreti —Kutsal Kitap’ta yer alan olaylarda tekrar tekrar gösterildiği gibi, Tanrı’nın sesi ya da sözleri bireylere ulaşır— genellikle bize şu faktörlerin birlikteliği sayesinde ulaşır:

 

 

 

 

Kuralın istisnaları olmasına rağmen, Tanrı'nın yönlendirici sesi genellikle bize aniden ulaşmaz. Pratik açıdan bakıldığında bu nokta bizim için önemlidir. Tanrı'nın iradesini öğrenmeye çalışırken bize yardımcı olacak özel ve somut şeyler yapmamız konusunda destek olur. Yaptığımız —üç ışığı yansıtan— bu şeyler, sorumluluk içeren bir yargının uygulamasıyla sonuçlanacak bir yol sağlar.

Durumumuzu ortaya koyarken, Kutsal Ruh’un ve Kutsal Kitap’ın etkisini de açığa vurur ve kutsal sese kulak veririz. Ama Tanrı bizimle konuştuğunda bu sesi Onun sesi olarak tanırız, bunun nedeni, Tanrı’nın sesine aşina oluşumuzdan kaynaklanmaktadır, Tanrı’nın sesini tanımamızı sağlayan şey budur. Başka bir deyişle, bu sesi tanıma nedenimiz, bunların nereden geldiği ve bunların birbirleriyle uyum gösterip göstermediği ile ilgili bir tahmin oyunu oynama yeteneğimiz değildir.

 

Seste Bulunan Üç Faktör

 

İşte! Sevgilimin sesi! 

Dağların üzerinden sekerek, 

Tepelerin üzerinden sıçrayarak geliyor (Ez. Ez. 2:8).

 

Ben uyuyordum ama yüreğim uyanıktı. 

Dinleyin! Sevgilim kapıyı vuruyor (Ez. Ez. 5:2).

 

Deneyim sayesinde Tanrı'nın sesini tanımayı öğrendiğimizi söylemek, ne söyleyebileceğimiz bir şeydir, ne de söylememiz gereken bir şey. Belirli bazı faktörler, tıpkı herhangi bir insan sesinin diğerinden ayırt edilebilmesi gibi, Tanrı'nın sesini de ayırt eder. İnsan sesindeki en belirgin unsur,  bu sese aşina olanların ayırt edebilmesi için kendi başına yeterli olan bir ses kalitesine sahip olmasında görülür.

Bu esas olarak, hangi tonların üretildiği ve hangilerinin niteliğinin değiştiği ile ilgili bir konudur.   İnsani düzeyde bir kalite, konuşma tarzını da içerir. Örneğin, konuşma tarzı hızlı mı, yoksa yavaş mı; akıcı mı, yoksa duraklamalar mı barındırıyor; dolambaçlı mı, yoksa doğrudan konuya mı odaklanıyor? 

 Kalitenin yanı sıra, insan sesine bağlanmış belli bir ruh da vardır. Bir ses tutkulu veya soğuk, mızmız veya talepkâr, çekingen veya kendinden emin, tatlı dilli ya da emredici bir niteliğe sahip olabilir. Bu elbette yalnızca sesle ilgili bir mesele değildir, aynı zamanda seste somut bir şekilde ortaya çıkan davranışlar veya kişisel özellikler ile ilgili bir meselesidir.

 Son olarak, iletilmiş olan içerik veya bilgi meselesinden söz etmek gerekir. Bu nadiren kimin konuştuğunu gösteren belirgin bir işaret olsa da, nihayetinde konuşmacının tarihçesini ve bilinç dolu deneyimlerini ortaya koyduğu için en belirleyici işarettir. Kalite ve ruh tamamen farklı olsa bile, azıcık bir bilgi kırıntısı dahi, belirli durumlarda konuşmacının kimliğini bize kesin olarak gösterebilir. Örneğin, bu kelimeler bir başkası tarafından dile getirilse (bir başkasının yazdıklarını yüksek sesle okuduğumuz zaman olduğu gibi) veya bir başkasının sözlerini yazılı olarak okuduğumuz zaman, yazarın kendi sözlerini kendi ağzından dile getirmemesi bir sorun teşkil etmez ve her şeye rağmen bu sözlerin ona ait olduğunu anlayabiliriz.

 Kalite, ruh ve içerikten oluşan üç faktör, hiçbir şekilde sesin karmaşık yapısını ortadan kaldırmaz. Günümüz bilim ve dilbilimi, ses konusunda çalışma yapmak için gerek teorik, gerekse pratik açıdan engin bir alana sahiptir. Felsefi açıdan bakıldığında ise çok daha fazlası söylenebilir. Ama bundan yeterince söz ettik, artık yüreklerimizde bulunan Tanrı'nın sesini incelemeye geçebiliriz.

 

Yetkinin Ağırlığı

 

Sorulması gereken soru şudur: Tanrı'nın sesine ait, Onun sesini tanımamızı sağlayan unsurlar nelerdir? Tanrı’nın sesinde aşina olabileceğimiz ayırt edici bir kalite bulunur—ancak bu, insan sesinde olduğu gibi tam olarak ses kalitesi ile ilgili bir şey değildir. Beşinci bölümde Tanrı'nın sesinin genellikle (her zaman olmasa da) düşünce ya da algı şekline bürünerek zihnimize girdiğini  açıkladım. Bunların ses olmadığı açıktır.

Tanrı'nın sesinin kalitesi, daha çok bir ağırlık ya da bir izlenimin bilincimiz üzerinde yarattığı etki ile ilgilidir. Tanrı'dan gelen mutlak bir istikrara sahip sakin bir güç, ruhumuzu etkileyerek bizi rızaya ve hatta aktif bir uyuma yönlendirir. En içteki varlığımız, “Evet, bu doğrudur” der. Onay veya uyumluluğun, sıklıkla iletişimin içeriği tam kavranmadan sağlandığı görülür. En azından ben ve bunu benim gibi deneyimlemiş olan diğerleri bunun böyle olduğu kanaatindeyiz. Tanrı'nın sesinin doğrudan gücünü sezgisel olarak sezeriz. Bunu bir kez deneyimledikten sonra, doğanın ve ruhların bu kutsal söze Kutsal Kitap anlatılarında verdikleri tepkileri görür ve artık daha fazla şaşkınlık duymayız. İsa'nın doğa, insanlar ve cinler ile tartışmasız bir yetkiyle konuşması, Tanrı sözünün bu niteliğini açıkça ortaya koymaktadır.

Kendi bilinçaltımızın sesini Tanrı’nın sesinden nasıl ayırt edebileceğimize ilişkin bir soruyla ilgili olarak E. Stanley Jones, “Belki de zor olan ayrım budur” demekte ve devamında şu açıklamaları yapmaktadır: “Bilinçaltının sesi sizinle tartışır, sizi ikna etmeye çalışır; ama Tanrı'nın ruhsal sesi ne sizinle tartışır, ne de sizi ikna etmeye çalışır; sizinle sadece konuşur ve kendini doğrulama özelliğine sahiptir. Bu ses kendi içinde, Tanrı'nın sesine dair bir hissiyat barındırır.”

İsa’nın sözlerinde, konuştuğu zaman dinleyenlerin anlayışlarını güçlendiren ve onlarda iman uyandıran bir yetkinin ağırlığı vardı: “Onlara kendi din bilginleri gibi değil, yetkili biri gibi öğretiyordu” (Matta 7:29).

Bir bilginin ya da din bilgininin yetkisi, dipnotlarından, atıflarından ya da başkalarıyla olan ilişkilerinden kaynaklanır. Öte yandan Tanrı Sözü, sözün kendisindenkaynaklanan bir yetkinin esenlik taşıyan ağırlığından doğar. İsa, Tanrı’nın sesi ve sözünün gücü aracılığıyla insanların içine işler; ancak ne var ki, insanlar İsa’nın varlığını niyet dolu, ikna olmuş bir yürek ve zihin yapısıyla terk etmiştir.

Tanrı’nın sesinin doğrudan niteliksel ayrımı, John Wesley’in “Ruhun Tanığı” adındaki ilk vaazında vurgulanmıştır. Wesley, şu soruyu soruyor: “Kendinde gerçek tanıklığa sahip olan kişi bunu varsayımdan nasıl ayırabilir?” Wesley’in buna cevabı şöyledir:

Günü geceden nasıl ayırıyorsunuz? Işığı karanlıktan nasıl ayırıyorsunuz; ya da bir yıldızın ışığını parıldayan bir fitilden, ya da öğle güneşinin ışığından?  Biri ile diğeri arasında doğal, açık ve temel bir fark yok mudur? Algılarınız Tanrı ile aynı düzlemde yer aldığında, aradaki farkı çabucak ve doğrudan duyumsamıyor musunuz? Benzer şekilde, ruhsal ışık ile ruhsal karanlık arasında doğal ve temel bir fark vardır; Doğruluk Güneşi’nin yüreğimizde parlaması ile sadece “kendi ateşimizin kıvılcımlarından” doğan hafif parlama arasındaki fark, ruhsal duyularımız aynı düzlemde yer aldığında derhal ve doğrudan algılanır.

Algılarımız Tanrı ile aynı düzlemde olmakla birlikte, bu noktadan öteye geçmek ve fazladan küçücük de olsa bir felsefi bilgi kırıntısına, tanrısal bir ölçüte ya da içsel bir işarete sahip olma arzusu duymak boşunadır, çünkü bu durumda herhangi bir yanıt alabilmek mümkün değildir; bu durum, Tanrı konusunda en derin bilgiye sahip kişiler açısından da geçerlidir.”

Tecrübelerime dayanarak, hem kendi üzerimde, hem de etrafımdaki diğer insanlar üzerinde ortaya çıkan etkilerin Tanrı'nın sözünden kaynaklandığını fark ettim. Tanrı için yapmakta olduğum esas çalışma bir öğretmenlik işidir. Zaman zaman, onlar açısından pek önemi olmasa da, yaşadığım deneyimler sonucunda beni tam anlamıyla sersemleten iç görülere sahip oldum. Bu iç görülerin Tanrı’nın sözleri olduğunun farkına vardım ve buna inanmaya başladım; aynı zamanda, Wesley’nin vurguladığı niteliksel farkı gözlemlemeye başladım. Benzer şekilde, belirli bazı kişilerin de, kendi kişisel deneyimlerinden yola çıkarak bu farkı anladıklarını gördüm.

Adela Rogers St. John’ın (belki bir miktar aşırıya kaçan bir güvenle, ama yine de doğru noktaya temas ederek) belirttiği gibi, “Tanrı’nın rehberliğine ilk kez sahip olduğunuzda farkın ne olduğunu bileceksiniz. Sahte bir elması gerçek sanabilirsiniz, ama gerçek bir elmasın gerçekliği konusunda hataya düşmeniz mümkün değildir.”

 

Tanrı’nın Sesinin Ruhu

 

Yüreklerimizde konuşan Tanrı'nın sesi, kendi içinde karakteristik bir ruh taşır. Bu ruh huzuru, güveni, sevinci, aklıselimi ve iyi niyeti yükseltir. Tanrı’nın sesi, bir zorbanın sesi değildir. Sizin ve iradenizin üzerinden bir silindir gibi geçip gitmez. Kısacası, bu ses İsa’nın ruhudur, bununla kişisel yaşamının tüm tonunu ve iç dinamiklerini bir bütün olarak kastediyorum.

İsa’yı görmüş olanlar, gerçekte, aynı Ruh’u paylaşan Baba’yı da görmüşlerdir. Yüreklerimizde Tanrı’nın sesini işaretleyen ses, bu Ruh’un sesidir. Aksi bir ruhu taşıyan herhangi bir söz, kesinlikle Tanrı’nın sesi değildir. Bu ses kendi içinde bir yetkiye sahip olduğu için, yüksek sesli veya isterik olmasına gerek yoktur.

Bu noktada Bob Mumford canlı bir resim çizer. Bir gün Tanrı’nın sesi onunla konuşur, Mumford bu sırada Güney Amerika’da bulunan Kolombiya’dadır, bu ses ona açıkça şöyle der: “Senin tekrar okula dönmeni istiyorum.” Mumford’un bu deneyimi tanımlaması, sesteki niteliği ve ruhu ortaya koyar:

“Eşim yanımdayken bana doğrudan bu sözleri söylemiş olsaydı, bundan daha açık olamazdı. Bu sözler doğrudan ruhuma, dolaysız ve güçlü bir şekilde söylenmişti. Talepkâr, ısrarcı bir ses değildi. Eğer böyle olmuş olsaydı, sesin kaynağının bir başkasına ya da Rab’den başka bir varlığa ait olabileceğine dair derhal kuşku duyardım. Sesin yarattığı etki sıcak ama güçlüydü. Sesin Rab’be ait olduğunu biliyordum.”

Tanrı’nın sesinde bulunan tatlı ve esenlik dolu ruh, bu sesle konuşanların yaşamlarına yansır:  “Ama gökten inen bilgelik her şeyden önce paktır, sonra barışçıldır, yumuşaktır, uysaldır. Merhamet ve iyi meyvelerle doludur. Kayırıcılığı, ikiyüzlülüğü yoktur” (Yakup 3:17). Eğer yalnızca bu ifadeyi bile dikkate almış olsaydık, bir kişinin Tanrı için konuşup konuşmadığı bilgisinden asla mahrum kalmamış olurduk.

İçerik

 

Açıklanması gereken bir diğer husus, Tanrı’nın sesinde, onu belirgin hale getiren bir içerik bulunduğu gerçeğidir. Bu, sesin bize ne ilettiği ile ilgili bir meseledir. Belki de içeriğin boyutundan söz etmek daha yerinde olacaktır, çünkü Tanrı’dan gelen ve belirli bir içerik taşıyan bireyselleştirilmiş bir sözün, Tanrı’dan gelip gelmediği kolayca anlaşılamayabilir. Ama şu kadarını söyleyebiliriz: Gerçekten Tanrı'dan gelen bir sözün içeriği, Tanrı'nın doğası ve krallığı hakkında, Kutsal Kitap'ta açıkça ortaya konan gerçeklere daima uyacak ve bunlarla tutarlı olacaktır. Kutsal Kitap muhteviyatı ile uyuşmayan herhangi bir içerik veya iddia, Tanrı'nın sözü değildir; nokta! Charles Stanley'nin dediği gibi, “Tanrı'nın Sesi, bize Kutsal Yazılar ile uyumlu olmayan herhangi bir faaliyete girişmemiz ya da ilişki kurmamız gerektiğini asla söylemeyecektir.”

Evan Roberts, kolejde Tanrı’ya hizmet için eğitim alırken, okulunu ziyaret eden Seth Joshua’nın vaazlarından derin bir şekilde etkilenmişti.

Sonrasında Roberts çalışmalarına odaklanamadı ve kolej müdürünü görmeye gitti ve ona şöyle dedi: “Bana eve gitmem ve mahallemdeki kilisede gençlerle konuşmam gerektiğini söyleyen bir ses duyuyorum. Bay Phillips, sizce bu şeytanın sesi mi yoksa Ruh'un sesi mi?” Phillips, bu soruya çok akıllıca bir yanıt verdi ve şöyle dedi: “Şeytan asla böyle bir emir vermez. Okuldan bir hafta izin alabilirsiniz.”

Bu yanıt biraz baştan savma gibi görünse de, esasında doğru bir tavrı yansıtıyordu. Daha sonra Philips’in de dahil olduğu olaylar, Roberts'ın bu vesileyle gerçekten Rab tarafından yönlendirildiğini güçlü bir şekilde doğruladı.

İlkelerin Önemi

 

Tanrı'nın sesi olarak nitelendirilebilmek için bir düşüncenin, algının veya deneyimin Kutsal Yazı’nın ilkelerine —temel gerçeklerine— uygun olması gerekir. Burada bahsedilen, Kutsal Yazılar’ın ayrıntıları değil ilkeleridir. Kutsal Yazılar’ın incelenmesi, belirli şeylerin istisnasız biçimde temel ve  mutlak özellikte olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Eğer Kutsal Kitap bir şeyden bir kez söz ediyorsa, bunu fark edin ama temel bir ilke olarak ele almayın; bir şey iki kez yineleniyorsa, bunun üzerinde iki kez düşünün.

Kutsal Kitap’ta yazılı bir şey birçok kez tekrarlanırsa, bunun üzerinde durun ve anlamaya çalışın. Kutsal Kitap’ta inanmak istediğiniz şey, onun bir bütün olarak verdiği mesajdır ve bunu ikincil öneme sahip kısımları yorumlayabilmek için bir ölçüt olarak kullanın. Kutsal Yazılar’ın genel içeriğine aşina olduğumuzda, ilkeler çarpıcı bir netlikte ortaya çıkar.

Kutsal Yazılar’ın ikincil mesajları ile temel mesajları arasında ayrım yapmanız gerekir. Tanrı'nın sesini yorumlamada kullandığınız ilkelere uyun. Örneğin, 1. Korintliler 11'de, kadınlara kısa saçlı olmamaları gerektiğine, erkeklere ise uzun saçın onlar için utanç verici olduğuna dair bir tavsiyede bulunulduğu görülür. Bu tür şeyler açıkça ikincil öneme sahip şeylerdir.

Daha ciddi konularda, Markos 10’da görülebileceği gibi, İsa kendisine gelen ve gerçekten de iyi olan genç bir adama, sahip olduğu her şeyi satması ve gelirlerini yoksullara vermesi gerektiğini söyler. Bu da, birçoklarının düşüncesinin aksine, genellikle insanlar için ikincil bir öneme sahiptir (çünkü İsa tanıştığı herkesten bunu talep etmemiştir). İsa'nın öğüdü, bu genç adamın özel durumundan ve servet ile ilgili bir sorunu olmasından kaynaklanmaktadır ve doğrudan onun yüreğini hedef almıştır. Ancak bu, herkesin uyması gereken bir ilke değildir. Neden? Çünkü bu, Kutsal Yazı’nın tamamında ortaya çıkan bir öğreti değildir; öyle ki, bunun üzerinde daha fazla düşünülmeden ve herhangi bir yönlendiriş olmadan, Tanrı'nın size veya bir başkasına yönelttiği bir söz olarak kabul edilmemelidir.

Bununla birlikte, elçi Yuhanna'nın yazılarını okuduğunuzda ve ondan “Tanrı'nın ışık olduğunu ve onun içinde hiç karanlık olmadığını” öğrendiğinizde (1. Yuh. 1:5), bir ilke ile karşı karşıya olduğunuzu anlayabilirsiniz,  —bu, Kutsal Kitap’ın bütününden doğar ve tarih boyunca Tanrı halkının tamamının deneyimlerine dayanır.

İsa’nın, tüm emirlerin en temeli olan, “Tanrın ​​Rabbi bütün yüreğinle, bütün canınla, bütün aklınla ve bütün gücünle seveceksin” dediğini duyduğumuzda da bu ilkeleri keşfederiz. İkincisi de şudur, “Komşunu kendin gibi seveceksin” (Markos 12: 30-31) ve “Canını kurtarmak isteyen onu yitirecek, canını benim ve Müjde’nin uğruna yitiren ise onu kurtaracaktır” (Markos 8:35) ifadesinde de bir ilke göze çarpar; aynı şekilde, “Siz Onun egemenliğinin ardından gidin, o zaman size bunlar da verilecektir” ifadesi de bir başka ilkeye işaret eder (Luka 12:31). Tanrı'dan gelen hiçbir söz, bu tür ilkelerle asla çelişmez. Bu tür ilkeler, Tanrı'nın sesiyle hangi içeriğin bir araya gelebileceğine ilişkin güvenilir bir kısıtlama getirir.

Kutsal Kitap’ın ilkeleri, en çok İsa'nın eylemlerinden, ruhundan ve açık ifadelerinden tanınır. İsa’nın doluluğunda, Onu takip edilecek bir model olarak ele aldığımızda (ki, ona güvenmenin anlamı budur), Tanrı'nın ruhsal sesinin içeriğini güvenli bir şekilde belirleyebiliriz, çünkü şöyle yazılmıştır: “Ben dünyanın ışığıyım. Benim ardımdan gelen, asla karanlıkta yürümez, yaşam ışığına sahip olur” (Yuh. 8:12). Bunun bilinciyle, Tanrı'nın içimizde ve bizim aracılığımızla yapmak istediği yeni ve özel şeylere karşı açık oluruz. Doğrudan Tanrı ile —Mesih’in yaşam ve öğretileri doğrultusunda, özgür ve güvenli bir örnek çerçevesinde— bir ilişki içinde olmanın verdiği deneyimle, güç ve yetkiyi geliştirmekte özgür oluruz. 

 

Her Derde Deva Ruhsal Çözümlerden Uzak Durun

 

Seslerin muhteviyatı konusunda, olumsuz açıdan da bir şeyler söylenmelidir. Acıdan ve başarısızlıktan tamamen muaf olmayı vaat eden hiçbir ses kesinlikle Tanrı’ya ait değildir. Son yıllarda sayısız sözcü, Tanrı'yı ​​ve Kutsal Kitap'ı sağlık, başarı ve zenginlik garantisi olarak kullanabileceğimiz yollar önerdi. Kutsal Kitap’a Batı dünyasında, başarıya giden yolun taşları nasıl döşenir konusunu öğreten bir kılavuz kitap muamelesi yapılmaya başlandı; Kutsal Kitap takip edilirse maddi olarak zenginleşmenin, kansere, hatta soğuk algınlığına bile yakalanmamanın mümkün olduğu, kilisenizin başarılı Tanrı hizmetkârlarından ve programlarından yoksun kalmayacağı veya asla bölünmeyeceği öğretilmeye başlandı. Eski bir ilahinin sorduğu şu soru günümüzde de geçerlidir:

 

Göğe taşınacak mıyım,

Çiçekten örülmüş yatakların rahatlığında;

Diğerleri çarpışırken kazanmak için ödülü,

Ve kanlı denizlere yelken açtıklarında?

Haykırır bu insanlar hep bir ağızdan:

“Evet, kesinlikle” diye.

 

Ancak, tarih boyunca Yol’un en iyi uygulayıcısı olmuş kişileri düşündüğümüzde, bu kişilerin çoğu zaman büyük zorluklarla karşılaştıklarını, ömürlerini bu denemelerle geçirip, yaşamlarını yine bu denemelerin varlığı sırasında yitirdiklerini görürüz. Tanrı'nın sözü bizi yalnızca beladan uzaklaştırmak için —bazen bunu yaptığı da olur— ya da yaşamımızın kolaylaştığından ve her şeyin yolunda gittiğinden emin olmak için gelmez.

Sözlerinin, bizi tüm zorluklardan kurtarmak için geldiğini duyduğumuzda, İsa ile Petrus arasındaki şu değişimi hatırlamamız gerekir: “İsa, kendisinin Yeruşalim’e gitmesi, ileri gelenler, başkâhinler ve din bilginlerinin elinden çok acı çekmesi, öldürülmesi ve üçüncü gün dirilmesi gerektiğini öğrencilerine anlatmaya başladı.” Bunun üzerine Petrus —çünkü bunu henüz öğrenmişti— Onu bir kenara çekip azarlamaya başladı: “Tanrı korusun, ya Rab! Senin başına asla böyle bir şey gelmeyecek!” dedi. Petrus’un aklında, kendisi için böyle bir resim yoktu ve bu nedenle, tüm umutlarını bağladığı Mesih’inin başına da bu tür şeyler gelmesini beklemiyordu. Ama İsa Petrus’a dönüp, “Çekil önümden, şeytan!” dedi, “Bana engel oluyorsun. Düşüncelerin Tanrı’ya değil, insana özgüdür” (Matta 16:21- 22-23).

Dilek ve temenni dolu düşüncelerimizin bizi yanıltmasına izin vermemeliyiz. Herkes gibi biz de hayat değirmeninde öğütüleceğiz. Mesih’in öğrencileri olan bizlerin bir farklılığa sahip olmasının nedeni, bizim de lüks ya da fazladan bir yaşama sahip olmamızdan —farklı bir yaşam kalitesinin, ruhsal ve sonsuz bir yaşamın varlığından— kaynaklanmaktadır; ancak bunun nedeni, sıradan insanları pençesine alan sıkıntılardan kurtulduğumuz için değildir. “Doğrunun dertleri çoktur, ama Rab hepsinden kurtarır onu” (Mez. 34:19).

Özetle, Tanrı’nın yüreğimizdeki sesini tanımayı öğrendiğimizde fark ettiğimiz şeyler, Tanrı’nın bize ilettiği düşüncelerinde bulunan ağırlık veya güç, belli bir ruh ve belirli bir içeriktir. Bu üç şey bir araya geldiğinde Tanrı'nın sesine işaret ederler. Bunlar, Mesih’in yolunda yeterli deneyimi olanlara, Mesih'in dostları ve Tanrı’nın krallığında Onunla ortak çalışan kişiler olarak, günlük yaşamda büyük bir güven ve doğruluk sağlar.

 

Şeytanın Sesi

 

Başka “ruhsal sesler” de vardır. Az önce anlattığım sesin aksine, bu, düşmanımızın sesidir. Şeytan, artık bizi elinde tutamadığını gördüğünde yüreğimize seslenecektir. Ancak bu sesi de tanımayı öğrenirsek, olaylar sonrasında şeytana yapacağımız birçok aptalca atıftan kaçınabiliriz (örneğin, “Bana bunu şeytan yaptırdı” gibi). Ve ancak o zaman onu doğru bir şekilde tespit edip, ona güçlü bir şekilde direnebilir ve onun bizden kaçmasını sağlayabiliriz (Ef. 6:11; 1. Pet. 5:9).

Şeytan bize, bir yılan gibi tıslayan ve kemikli kanatları olan büyük bir yarasa şeklinde gelmez. Çok nadir biçimde fiziksel bir kimlikle yaklaşır. Bunun yerine, genellikle Tanrı gibi, düşüncelerimiz ve algılarımız aracılığıyla gelir. Tanrı'nın sesinin ağırlığına, ruhuna ve içeriğine zıt olan herhangi bir sese karşı son derece dikkatli olmalıyız, çünkü bu, ince bir saldırı altında olduğumuzun göstergesi olabilir.

Matta 4'te İsa'yı ayartma çabası bunu gayet iyi resmeder. Yarasaya benzer bir yaratığın İsa'ya taşları ekmeğe çevirmesini önermesi halinde, bunun kesinlikle Onun iştahını kaçıracağını anlamak için çok fazla hayal gücüne ihtiyaç yoktur. Öyleyse, ayartıcı ona nasıl geldi (ayet 3)? Kutsal Kitap pasajları iblisin nasıl geldiğine dair bize bir bilgi vermiyor.

Belki de, İsa aşırı açlık çektiği için —benim burada yaptığım şey, sadece bir olasılıktan söz etmek ve bu anlamda bir tahminde bulunmaktır— ayette bahsi geçen taşlar ona annesinin fırınından çıkmış —çünkü pekâlâ öyle görünmeye başlamış olabilirler— ekmek somunlarını hatırlatmıştır. Belki de onları koklamaya başladı ve bu taşları tereyağı ile ekmek somunlarına ne kadar kolay bir şekilde dönüştürebileceğini düşündü. Fakat daha sonra bu görüm ile Tanrı Sözü’nün gerçek yiyecek oluşu arasındaki çatışmayı fark etti (Yuh. 4:32). Bu çatışmanın kendisini, Tanrı Sözü’nün her ihtiyacını karşıladığı gerçeğinden alıkoymasına izin vermedi. İnsan, Tanrı'nın ağzından çıkan her sözle yaşar (Yasa’nın Tekrarı 8:3). Ayartının sesi, Tanrı Sözü’ne ruh ve içerik bakımından açıkça karşıydı ve İsa, şeytanı tanıdı ve gerek taşları ekmeğe dönüştürmesi tavsiyesine, gerekse bunu takip eden diğer ayartılara karşı başarıyla direndi.

Benzer şekilde, Mesih'in takipçileri Tanrı'nın sesini anlayıp, ayırt edebileceklerine inanmaya teşvik edilmelidir. Diğer insanlardan, yazılı ve sözlü iletişim aracılığıyla elde ettikleri, belirgin bir kalite, ruh ve içeriğe sahip benzer türdeki ayırt edici unsurlar için, yalnızca kendi düşünce ve algılarına bakmaları yeterlidir.

Tanrı'dan alacağımız tüm sözler, bu sözlere dışsal veya ruhsal olarak ne eşlik ederse etsin, nihayetinde uygun bir biçime bürünecek ve böylece kendi düşünce ve algılarımızdan geçecektir. Onda yaşadığımız, hareket ettiğimiz ve varlığımızı bulduğumuz Tanrı'nın sesini keşfetmeyi öğrenmeliyiz.

 

Yanılmazlık

 

Ama birisi çıkıp da, Tanrı'nın benimle konuştuğundan ve söylediklerinden eminim, ancak buna ve Onun sesini duyma, anlama konusunda geçmiş deneyimlerim olmasına rağmen yine de yanılmış olamaz mıyım diye sorabilir. Evet, elbette tüm bunlara rağmen yanılmış olabilirsiniz. Tanrı, bizimle yaptığı konuşma odaklı yürüyüşler aracılığıyla, ​​bizi yanılmaz hale getirmek gibi bir niyete sahip değildir. Ayrıca, yaşamınızı başarılı bir şekilde temellendirdiğiniz inançların birçoğu hakkında da yanılıyor olabilirsiniz. Şahsi bakımdan genellikle doğru olsanız da, gaz ölçerinizin çalıştığına, bankanızın güvenilir olduğuna, yemeğinizin zehirlenmediğine inanma konusunda hataya düşüyor olabilirsiniz. İnsan yaşamı böyledir işte. Rab'le olan yürüyüşümüz ve hatta Onun sesinin bize ilettikleri ile ilgili deneyime dayalı kavrayışımız bile, bizi hata yapma olasılığından muaf hale getirmez.

Tanrı'dan duyduklarımız yüzünden yanılmaz hale gelmeyiz. Tanrı’dan duyduklarımızı başkalarıyla paylaşırken de dikkatli olmalıyız. Bunun başkalarıyla paylaşılması bazen uygun olsa bile, bunun her şeyin çözümü olduğu düşünülmemelidir, kaldı ki, böyle bir şey de amaçlanmamıştır. Yanılmazlık, özellikle de Tanrı'nın zihnini sezme konusundaki yanılmazlık, insanın ne durumuna, ne de koşullarına uygun düşer. Bu nedenle de arzulanmamalı ve Tanrı ile olan ilişkimiz sırasında bu yöndeki beklentimiz son derece düşük tutulmalıdır.

 

Kutsal Kitap’ın Merkezi Konumu (Bir Kez Daha)

 

Şahsen, Kutsal Kitap'la yakın bir ilişki kurmam sayesinde, yanılabilir olmamla ilgili büyük bir rahatlık ve cesaret duyuyorum. Bu kitapta, Tanrı’nın sesini duyma konusunda yazılı Tanrı Sözü’nün merkezi rolünü defalarca vurguladım. Tanrı Sözü’nün bulunabileceği daimi adresin Kutsal Kitap olduğu ne kadar vurgulansa azdır. Tanrı’nın benimle konuşması, Kutsal Kitap’ı inceleme ve öğretme konusu ile, başka herhangi bir şeye kıyasla çok daha fazla ölçüde bağlantılı bir duruma geldi.

 

Tanrı’nın benimle konuşması, Kutsal Kitap’ı inceleme ve öğretme konusu ile, başka herhangi bir şeye kıyasla çok daha fazla ölçüde bağlantılı bir duruma geldi.

Frederick B. Meyer, “[Yazılı] Söz, yüreğiniz sakin ve dikkatiniz yoğunlaşmışsa, Tanrı’nın sesini size taşıyacak bir iletişim kanalıdır” der. Kutsalların yaşamlarını okumak bu durumu doğrulamaktadır. Mevcut birçok arasından John Bunyan'dın birkaç sözünü seçtim:

“Günün birinde ülkenin içlerine doğru seyahat ediyorken, bir yandan da yüreğimin küfür dolu kötülüğü üzerine derin derin düşünüyor ve içimdeki düşmanlığın Tanrı’ya karşı olduğunu fark ediyordum. O sırada aklıma Kutsal Yazılar’dan bir ayet geldi: “Mesih’in çarmıhta akıtılan kanı aracılığıyla esenliği sağlamış olarak yerdeki ve gökteki her şeyi Onun aracılığıyla kendisiyle barıştırmaya razı oldu” (1. Kol. 1:20). Bununla, Tanrı ile ruhumun, Mesih'in kanı aracılığıyla dost olduklarını tekrar tekrar görmem sağlandı; evet, Tanrı'nın adaleti ile günahkâr ruhumun, Mesih’in kanı aracılığıyla birbirlerine sarılıp öpüşebileceklerini gördüm. Bu benim için iyi bir gündü, umarım bunu asla unutmam.

 

Başka bir zaman, evimdeki şöminenin başına oturup sefaletim üzerinde derin derin düşündüm, Rab bana değerli bir söz söyledi ve dedi ki: “Bu çocuklar etten ve kandan oldukları için İsa, ölüm gücüne sahip olanı, yani iblisi, ölüm aracılığıyla etkisiz kılmak üzere onlarla aynı insan yapısını aldı. Bunu, ölüm korkusu yüzünden yaşamları boyunca köle olanların hepsini özgür kılmak için yaptı” (İbr. 2:14-15). O zaman, bu kelimelerin görkeminin üzerimde yarattığı ağırlığın fazla olduğunu, oturduğumda keder ve dert yüzünden değil, fakat büyük bir sevinç ve huzur ile bir değil, tam iki kez kendimden geçmek üzere olduğumu düşündüm.  

 

Birçokları deneyim sayesinde, Kutsal Yazılar’da bulunan bir Tanrı Sözü’nün beni kavrayıp ele geçirmesiyle; deneyim sonucu bir sayfada bulunan sözcükleri kolayca kavramam (bu ancak, Kutsal Kitap’a yönelik derin bir bilgi elde etme süreci sonunda gerçekleşebilir) arasında muazzam bir fark bulunduğu sonucuna varabilir. İlk durumda kendimi, somut varlığımdaki bütün bireyselliklerin ötesine geçen bir şey ile yakalarım. Tanrı bana karşı özel ve kişisel bir davranışla muamele eder. Bu, Hristiyanlık tarihinden ve paydaşlıktan gelen ortak bir tanıklıktır. Bence, büyük ölçüde paylaşılan ve Kutsal Kitap’a yanılabilirliğimizin devamlılığı konusunda bizi temin etme gücünü veren; içimizde Kutsal Yazılar’ın varlığında kavranmışlık duygusunu yaratan his böyle bir şeydir. Bizler, Tanrı’nın sürekli biçimde kendisiyle konuştuğu bir topluluğun parçasıyız.

 

Kutsal Yazılar ve diğer şeylerle ilgili deneyimlerde —durumlar, kendi iç düşüncelerimiz ve dürtülerimiz, tarih veya biyografi okumak— Tanrı'nın sözü, en azından duyulabilir bir ses deneyimine yaklaşacak şekilde ortaya çıkar. Hristiyan deneyimine ilişkin veriler yakından incelendiğinde, bunun genel olarak düşünüldüğünden çok daha yaygın olduğu görülmektedir. Ancak sesin duyulabilirliği bunun için önemli olmadığı gibi, ses deneyimimizin güvenilirliği üzerinde de bir etkisi yoktur. Asıl önemli olan unsurlar, bir kez daha, Tanrı'nın kişisel varlığıyla ilişkilendirmek için deneyim aracılığıyla öğrendiğimiz ayırt edici kalite, ruh ve içerik olarak kalmaya devam etmektedir.

 

Genel olarak, Tanrı’nın kurtarıcı ve yaşayan bilgisini elde edebilmek için hiç kimse bütünüyle Kutsal Kitapsal bir uzmanlığa ya da diğer uzmanların bilgisine bağımlı değildir. Tanrı’nın kurtarıcı ve yol gösteren sözüne sahip olabilmek için, Tanrı’nın yazılı sözleri karşısında alçakgönüllü bir açıklıkla bulunmak gerekir. Tanrı Sözü hakkında her şeyi bilenler, bu bilgilerine rağmen onu hiç duymamış ve tanımamış olabilirler. Onu duyup kolayca tanıyanların ise, onun hakkında söyleyecek çok az sözü olabilir. Ancak inananlar topluluğunda ve dünyada daha özgür bir yola yönelebilmek ve daha yetkin bir anlayışa sahip olabilmek için Tanrı’nın sesini hem bilen, hem de onun hakkında bilgi sahibi olan çok sayıda kişiye ihtiyacımız vardır. Tanrı halkı, ancak bu şekilde Tanrı'nın sesini nasıl daha etkili bir şekilde takip edebileceğini öğrenebilir.

 

Hayattaki Pratik Sonuçları

 

Tanrı'nın sesini bilmek ve hem aklımızda, hem de yüreğimizde bu ses konusunda pratik bir anlayışa sahip olmak, Tanrı halkı için bir lüks değildir. Bu sadece, özel ve ruhsal deneyimler yaşamaktan hoşlananlara özgülenmiş bir şey değildir. Bu anlayışın dört önemli noktasını, Tanrı'nın krallığındaki parlak bir yaşam için tek tek inceleyelim.

Tüm imanlılar için Tanrı’ya ve Onun krallığına doğrudan erişim. Her şeyden önce, kilisenin başı olan Mesih ile doğrudan bir iletişim olmadan, Tanrı'nın egemenliğinin yaşamımıza gereken şekilde yansıması söz konusu olmayacaktır. Tanrı'nın sesinin anlaşılması, Mesih ile kilisesi arasındaki ilişkiye bir esas oluşturur. Tanrı kilisesi ile konuşur. Bu, Tanrı Sözü’nün kilisede yaşamasının ne demek olduğuna ilişkin önemli bir parçadır.

Kendimizi Mesih'in krallığı ile aynı düzleme getirip Tanrı'nın ailesine katıldığımızda, o krallığın ileri bir karakolu durumuna geliriz. Kullandığım metaforların bayağı olduğunu düşünebilirsiniz pekâlâ; kurulmuş olan telefon hattı sayesinde cennetin buyruklarını alıp, krallığın işlerini görürken alınan kararlara katılabiliriz; aynı şekilde teşkilatlı bir bilgisayar merkezine de sahibiz, böylece Tanrı ile Onun işlerini görürken Onunla iletişim kurabilir ve etkileşim içine girebiliriz.

Yapacaklarımız ve yapmakta olduğumuz işler için Tanrı’dan talimat almamız ve bir takım yönergelere sahip olmamız önemlidir. Çok önemli bir noktayı tekrarlamakta yarar var, çünkü sadece Kutsal Kitap’ın, sadece öznel deneyimlerimizin veya sadece koşul ve durumların yorumlanmasının, bize ihtiyacımız doğrultusunda bir yön vermeye yeterli geleceği inancı doğru değildir. Amaçlanan şey asla bu değildir. Eylemlerimizde Tanrı tarafından, Onun seçtiği kanallar aracılığıyla ve belirlediği çerçeve dahilinde somut bir şekilde yönlendirilmeli, Onunla iletişim halinde olmalıyız. Bu kitapta, bunun ne anlama gelebileceğini göstermeye çalıştım.

Güven, rahatlık ve huzur. Birey olarak, Tanrı'nın kendisiyle gerçekten iletişim içinde olduğumuzu bilmekten kaynaklanan bir güven ve huzura sahip olmalıyız. Çölde Sayım 6:24-25’te yer alan kutsamayı, Musa’nın Tanrı halkını kutsamasını düşünün: “Rab sizi kutsasın ve korusun.” Bunun anlamı nedir? “Rab aydın yüzünü size göstersin ve size lütfetsin.” Bu söz ne anlama gelmektedir? Belki bu sözleri şu şekilde ifade edebiliriz: “Rab size bakar.” Tanrı’nın bizi —kendi varlığı için—var etme nedeni budur. Tanrı bizi arar. Tanrı’nın temel doğasında, sevgi dolu bir topluluk yatar. Peki bizim Tanrı’ya yanıtımız nedir? Tanrı bize, “Yüzümü arayın” dediğinde, Ona yanıtımız şudur:

“Yüzün, ya Rab, arayacak mıyım” (Mez. 27:8, mealen).

Daha önce hiç, babasının yüzü çocuğa doğrudan yönelmediği halde, bu bakışların, babasına karşı sevgi duyan küçük çocuk üzerinde parıldadığını gördünüz mü? Bir zamanlar kendinizi, o küçük çocuğun yerinde bulmuş olabilir misiniz? Babanızın veya annenizin öfkeyle sizden uzaklaştığını —yüzlerinin parlamak yerine çatık kaşlı hale geldiğini veya size karşı kayıtsız kaldıklarını deneyimlemiş olmanın nasıl bir şey olduğunu anımsıyor musunuz? Aranızdaki iletişim kesilmiştir. Yüreğinizi buna karşı sertleştirmeyi öğreninceye kadar da bundan dolayı ıstırap duyarsınız. Benzer şekilde, Tanrı'nın çocuklarına uygun türde bir güven ve huzur aşılayabilmesi için belirli bir iletişimin varlığı kesinlikle gereklidir.

Küçük bir çocuğun annesi ölmüştü. Özellikle geceleri yeteri kadar teselli edilememiş ve bu yüzden sorun yaşamaya devam etmişti. Geceleri babasının bulunduğu odaya girer ve onunla birlikte uyuyup uyuyamayacağını sorardı. Uyuyabilmesi için sadece babasının yanında olduğunu bilmek yeterli değildi, aynı zamanda babasının yüzünün de ona doğru dönük olduğunu bilmesi gerekirdi. Karanlıkta, “Baba, yüzün bana doğru dönük mü” diye sorardı. Ancak bundan emin olduktan sonra huzur duyup uykuya dalabilirdi.

Hayat ne büyük yalnızlıkla dolu! Bu hayatı, hiç konuşmayan bir Tanrı ile geçebiliriz. Birçokları, en azından bunun böyle olduğunu düşünüyor. Fakat buna pek de yaşam denemez ve bu, kesinlikle Tanrı'nın bizim için istediği türde bir yaşam ya da İsa Mesih'in dünyaya geliş nedeni olan ve bize vermek istediği bereket dolu yaşam değildir.

Bu hayatı, hiç konuşmayan bir Tanrı ile geçebiliriz. Birçokları, en azından bunun böyle olduğunu düşünüyor. Fakat buna pek yaşam denemez ve bu kesinlikle Tanrı'nın bizim için istediği bir yaşam değildir.

Tanrı'dan doğan gerçek bir iletişime sahip olmadan, Tanrı'nın görkemli bulsak bile, dünyaya bakışımız son derece kişiliksiz kalacaktır. Ancak bu dünyada, bunun Babamızın dünyası olduğuna  (ya da Tanrı'nın ebedi kurtuluşumuzu sağladığına) inanmak ile Baba'nın yüzünün bize dönük olduğuna ve ışığının üzerimizde parıldadığına dair deneyime dayanan bir güvene sahip olmak arasında fark vardır; ister gecenin karanlığında olsun isterse günün parlak ışığı altında, Tanrı bizimle bireysel olarak konuşur.

Dindar yobazlardan ve yasacılıktan korunmak. Kendimizin dışında, kendileri için endişelendiğimiz diğer insanları da koruyabilmemiz için, Tanrı'nın nasıl konuştuğunu gerek uygulama açısından, gerekse deneyimsel açıdan bilmemiz önem taşımaktadır. Hepimiz zaman zaman, “Tanrı bana dedi ki” diye başlayan sözlerin, aptalca bir şekilde devam ettiğini görmüşüzdür. Gerçekten de, sarf edilen bu tür sözlerden yalnızca bir aptallık değil, aynı zamanda trajediler de doğabilir. Bu nedenle, eğer kendimizi ve imandan doğan paydaşlıkla bağlı olduğumuz kişileri korumak istiyorsak, Tanrı’nın sesinin neye benzediğini, bize nasıl ulaştığını ve ne tür şeyler söyleyebileceğini de iyi bilmeliyiz. Aksi halde kendimizi, kötü niyetli ya da aslında anlamadıkları Tanrı karşıtı seslerin coşkusuna kapılmış kişilerin fikirlerinin insafına terk etmiş oluruz. 

Güçlü bir konumda bulunan kişilerin (bunlar bir yetkiyle konuşuyor olsa bile) ne söylediklerini, şeytan tarafından yönlendirilip yönlendirilmediklerini anlayabiliyor olmamız çok önemlidir.

Tanrı’nın sesinin kendi korunmamız ve sevdiklerimizin korunması için nasıl işlediğini ve bir bütün olarak kilisenin refahı için nasıl çalıştığını anlamamız gerekir. Bu nedenle Tanrı’nın sesini duymak, batıl inançlardan ya da tahmine dayalı bir şey olmaktan kurtarılmalı ve onu anlamak isteyen herkesin anlayabileceği terimlerle ifade edilmelidir.

Yukarıda belirtilen Tanrı’nın sesinin ruhunu, içeriğini ve Tanrı liderlerinin gerçek karakterlerini anlayabilirsek, istisnasız bir şekilde tarikat liderlerini de kolayca tanıyıp tespit edebiliriz. 1978 yılında yaşanan Jim Jones ve Jonestown trajedisi, Tanrı için konuştuğu iddiası, etrafına topladığı insanların birkaçı tarafından bile görebilecek durumda olsaydı, önlenebilirdi. Artık bu trajedinin, Amerika Birleşik Devletleri’nin çeşitli şehirlerde yaşayan saygın vatandaşları arasında, Guyana'daki toplu intihardan çok daha önce başladığını biliyoruz. Ancak bu insanlar, gerek pratik, gerekse tecrübe açısından Tanrı'nın sesini tanıma konusunda hiçbir yetkinliğe sahip değildi. Bu sesin yarattığı aldatmaca ve “ruhsal” zorbalık yoluyla, kelimenin tam anlamıyla bir katliama sürüklendiler.

Her birkaç yılda bir aynı trajedinin yeni bir versiyonu ortaya çıkar. Tam da şu anda, Jonestown aldatmacasının daha az aleni bir yıkıcılığa sahip versiyonu, dünyadaki yüzlerce ya da binlerce Hıristiyan mekanlarında sahnelenmektedir. Başkalarını, sözde “rehberlikleri” altında bir araya getirmeye çalışan liderler, Tanrı'nın gerçek rehberliğinin ne demek olduğunu bilen şefkatli ama aynı zamanda güçlü bireyler tarafından denetleneceklerini bilseler, işler hem bireyler, hem kiliselerimiz ve hem de toplumlar için çok daha hayırlı bir şekilde sonuçlanır.

Tehlike sadece dinin karanlık yüzünden değil, aynı zamanda saygın tarafından da gelebilir. Yuhanna 9’da, İsa’nın, Şabat gününde kör bir adamı iyileştirdiğini görürüz. Musa'nın öğrencisi olmaktan gurur duyan dini liderler (9:28), Şabat gününde çalışılmasını yasaklayan kurallara uymaması nedeniyle İsa’nın, Tanrı’dan gelmiş biri olamayacağını “biliyorlardı” (ayet 16). Çünkü Kutsal Kitap’ı “bildikleri” için,  İsa'nın bir günahkâr olduğunu da “biliyorlardı.” Kutsal Kitap’ın, Şabat gününde İsa'nın yaptığına benzer işlerin yapılmaması gerektiğini söylediğini “biliyorlardı.” İşte tam da bu nedenle, İsa adındaki bu adam bir günahkârdı.

Bu liderler, genel anlamda işlerin nasıl yürümesi gerektiği konusunda iyi ve güvenilir bir bilgiye sahiptiler. İyileşen adam sadece, “Onun günahkâr olup olmadığını bilmiyorum. Bildiğim bir şey var, kördüm, şimdi görüyorum” (Yuh. 9:25) demişti. Ama bu Kutsal Kitap'ta değil, yasadaydı. Liderlerin kendi yol göstericileri vardı ve bunun yeterli olduğunu düşündüler. Ancak bu yol gösterici çok saygın ve genel olarak kabul görmüş olmasına rağmen yeterli değildi. Çünkü bu onlara, İsa’nın sevgisinden doğan işleri ve gücü kınama olanağı tanıdı, nitekim şöyle dediler: “Tanrı’nın Musa’yla konuştuğunu biliyoruz. Ama bu adamın nereden geldiğini bilmiyoruz” (ayet 29).

“Bilmiyoruz!” Bu belki de kendileri için söyleyebilecekleri en zararlı sözdür. İsa'nın yaptıklarına baktılar ve “Bu adamın ne yaptığını bilmiyoruz. Nereden geldiğini bilmiyoruz. Onun Tanrı’dan olup olmadığını bilmiyoruz” dediler. Neden bilmiyorlardı?

Gerçekte itiraf ettikleri şey, Tanrı'nın kim olduğunu ya da eserlerini bilmiyor oluşlarıydı. Kendi tarzlarına uygun şekilde, Nikodemus’un Tanrı'nın krallığını görememe sorununu paylaşıyorlardı —ama kendileri görebildiklerinden emindiler. Birçok kişi bugün yine aynı yerde duruyor. Sevginin ve doğruluğun en büyük eserlerine ve işlerine baktıkları halde bunların, Kutsal Kitap'ın ya da kiliselerinin öğrettiği yasacı fikirleriyle uyuşmadığını görmeleri, ya da kendi öznel tecrübelerinin onayıyla uyum içinde olmadığını fark etmeleri halinde, gözlerini bile kırpmadan derhal kınama işine girişir ve şöyle derler: “Bunun yanlış olduğunu biliyoruz!” Hepimizin bu tür bir bilgiden uzak durması gerekiyor.

Dindar yobaz ya da kör yasacıyla karşı karşıya kaldığımızda, Tanrı'nın sesini duyma konusunda, kişisel deneyimlerle edinilmiş aynı türde bilgiye sahip Mesih’teki kardeşlerimizden oluşan bir topluluk içindeysek ve burada bizi güvende tutacak birinci elden bir deneyime de sahipsek, o zaman güvenli bir sığınağımız var demektir; aksi halde bu güvenli sığınaktan ve sağlam dayanaktan yoksun kalırız.

Kutsal Yazılardaki gibi bir yaşam kalitesi. Son olarak belirtmek gerekir ki, Tanrı'nın sesini deneyimlemek ve anlamak bile, tek başına Kutsal Kitap’taki olayları bizim için gerçeğe dönüştürebilir ve bu hakikatin içinde bulunan imanımızı ayağa kaldırarak, bu olayların doğru olması gerektiğine dair soyut inancın ötesine geçme olanağı tanır. Bu zaten daha önce birkaç kez değindiğimiz bir temadır, ama o kadar önemlidir ki, tekrar tekrar vurgulanmayı hak etmektedir.

Örneğin, 1. Samuel 16:1-13’te yazılı olan olayları düşünün. Bu, Davut’un İsrail’e kral olarak seçilmesine ilişkin bir hikâyedir. Kutsal Kitap’ın birçok yerinde yazılı olduğu gibi pasaj, “Rab dedi ki…” sözleriyle doludur. Burada Rab, Samuel ile konuşmaktadır. Rab Samuel’e, “Ben Saul’un İsrail Kralı olmasını reddettim diye sen daha ne zamana dek onun için üzüleceksin?” dedi, “Yağ boynuzunu yağla doldurup yola çık. Seni Beytlehemli İşay’ın evine gönderiyorum. Çünkü onun oğullarından birini kral seçtim.” Samuel, “Nasıl gidebilirim? Saul bunu duyarsa beni öldürür!” dedi.

Rab şöyle yanıtladı: “Yanına bir düve al ve, ‘Rab’be kurban sunmak için geldim’ de. İşay’ı kurban törenine çağır. O zaman ne yapman gerektiğini ben sana bildireceğim. Sana belirteceğim kişiyi benim adıma kral olarak meshedeceksin” (1. Sam. 16:1-3).

İşay’ın oğulları Samuel'den önce geldi; birincisi Eliav'dı. Görünüşe göre Eliav iyi görünümlü bir insandı, çünkü Samuel, “Gerçekten Rab’bin önünde duran bu adam Onun meshettiği kişidir” diye düşündü (ayet 6). Ama Rab Samuel’e, “Onun yakışıklı ve uzun boylu olduğuna bakma” dedi, “Ben onu reddettim. Çünkü Rab insanın gördüğü gibi görmez; insan dış görünüşe, Rab ise yüreğe bakar” (ayet 7).

Avinadav, Şamma ve İşay'ın diğer oğullarının tümü (o sırada Davut orada bulunmuyordu) Samuel’in önünden geçmiş, ama sonuç değişmemişti. Sonunda Davut, koyunları güttüğü tarlalardan çağrıldı. Samuel'in önüne çıktığında, “Rab Samuel’e, “‘Kalk, onu meshet. Seçtiğim kişi odur’” dedi. Samuel yağ boynuzunu alıp kardeşlerinin önünde çocuğu meshetti. O günden başlayarak Rab’bin Ruhu Davut’un üzerine güçlü bir biçimde indi. Bundan sonra Samuel kalkıp Rama’ya döndü” (ayet 12 ve 13).

İmanımızı güçlendirebilmek için, Samuel nasıl ki İşay’ın ailesinin ortasında Rab ile konuştu ise,

bizim de ruhsal olarak Samuel’in deneyimi ile Rab’bin sesini tanıyabileceğimiz bir ölçüt konusunda yetkinliğe erişmemiz son derece önemlidir. Umarım, ruhsal sesin doğası hakkında yaptığımız daha önceki tartışmalar bu konuda size yardımcı olur.

 

Yalnızca İzlenimden İbaret Olmama

 

Kral Davut’un Tanrı ile konuşması sonucu ortaya çıkan etkileşimler, Kutsal Kitap’ın birçok yerinde görülür, ancak bunların hiçbiri 1. Tarihler’in 14. bölümündeki kadar açık ve canlı bir resme sahip değildir. Davut, İsrail tahtına çıktıktan sonra Filistliler ona karşı savaş açtı. Davut, ne yapması gerektiğini danışmak için “Tanrı'yı aradı” (ayet 10).

Bu, muhtemelen Antlaşma Sandığı’nın huzurunda gerçekleşmiştir. Sandık, daha önce İsrail tarihinde bu tür bir durum için kullanılmıştı ve yakın zamanda Davut tarafından, çabaları sonucunda başkent olarak seçtiği Yeruşalim'e yerleştirilmişti (bkz. 1. Tar. 13). “Davut, Tanrı’ya danıştı: “‘Filistliler’e saldırayım mı? Onları elime teslim edecek misin?’”Rab, “‘Saldır’” dedi, “‘Onları eline teslim edeceğim’” (1. Tar. 14:10).

Filistliler, daha sonra yeniden toplanarak yine aynı vadide sıralandı. “Davut yine Tanrı’ya danıştı. Tanrı şöyle karşılık verdi: “‘Buradan saldırma! Onları arkadan çevirip pelesenk ağaçlarının önünden saldır. Pelesenk ağaçlarının tepesinden yürüyüş sesi duyar duymaz, saldırıya geç. Çünkü ben Filist ordusunu bozguna uğratmak için önün sıra gitmişim demektir.’ Davut tekrar Tanrı'yı ​​istediğinde, Tanrı ona,“‘Onların peşine düşmeyeceksin; etrafta dolaş ve balsam ağaçlarının karşısına gel. Balsam ağaçlarının tepelerinde yürüdüğün sesini duyduğunda savaşa çık; Çünkü Filistin'in 

ordusunu vurmadan önce Tanrı dışarı çıkmıştı.’”(1. Tar. 14:14-15). Her şey tıpkı Tanrı'nın dediği gibi oldu.

Bu gibi durumlara ve buna benzer pek çok Kutsal Kitapsal pasaja ilişkin en ilginç şeylerden biri, özel bilgilerin, açık ve ayrıntılı bilişsel içeriğin, Tanrı’nın Samuel ve Davut'un zihinleri üzerindeki eylemiyle gerçekleşmiş olmasıdır. Burada elimizde bulunan şeyler, yalnızca Tanrı'nın bizimle iletişim kurmak için kullandığı araçlar olarak düşünülen izlenimler, dürtüler veya duygular değildir. Aksine, elimizde durumun ne olduğu, ne yapılacağı ve ne olacağı ile ilgili tam bir bilişsel veya içeriksel bir önerme mevcuttur.

Davut ve Samuel, dürtülerinin şunu veya bunu yapmasına ilişkin anlamı ya da şuna veya buna ilişkin hisleri ile ilgili bir merak duygusuyla baş başa bırakılmadılar. Bunları Kutsal Yazılar’a ya da durumlara karşı test etmek zorunda da kalmadılar. Onlara gerekli bilgi verildi. Davut, “Pelesenk ağaçlarının tepesinde yürüyüş sesi” konusunda bir tahmin yürütmek zorunda kalmadı; çünkü ona bunun ne anlama geldiği söylenmişti.

 

 

Tanrı’yı Kutsal Yazılar’da Duymak

  1. Tarihler 14:8-17

Lectio divina egzersizini yapmadan önce, yukarıdaki “Yalnızca İzlenimden İbaret Olmama” bölümünde, bu pasaj hakkında yazılanları gözden geçirmek için bir dakikanızı ayırın. Bu, pasaja bilgilendirilmiş ve canlı bir şekilde geçiş yapmanıza yardımcı olacaktır.

Tanrı'dan öğrenmek için okumaya hazırlık yapma amacıyla, kitabı veya elektronik kitap okuyucuyu bir dakikalığına bir kenara bırakın lütfen. Gözlerinizi kapatıp yavaşça nefes alın. Tanrı’dan size, Ruh'un bugün iletmek istediklerini duyabilmek için açık bir yürek ve berrak bir zihin vermesini isteyin.

 

Okuma — lectio

Kutsal Yazılar’ı okuma davetini dikkate alarak pasajı yavaşça okuyun ve Kutsal Kitap’ı okumanın “Tanrı’nın kendisiyle karşılaşmak ve Onun sesini duymak” olduğunu göz önünde bulundurun.

 Filistliler Davut'un tüm İsrail'in kralı olarak görevlendirildiğini duyunca bütün Filistliler Davut'u aramak için ayağa kalktı; David duydu ve onlara karşı çıktı. Filistliler artık Rephaim vadisine baskın yapmışlardı. Davut Tanrı'yı ​​sordu, “Filistlilere karşı çıkayım mı? Onları elime verir misin? ” Rab ona, “Yukarı çık, ben de senin eline vereceğim” dedi. Böylece Baal-perazim'e gitti ve David onları orada yendi. Davut, “Tanrı bir patlama gibi sel gibi düşmanlarıma elle patladı” dedi. Bu nedenle bu yere Baal-perazim denir. Orada tanrılarını terk ettiler ve Davut’un emriyle yakıldılar.

Filistinliler bir kez daha vadiye baskın düzenlediler. Davut tekrar Tanrı'yı ​​sorguladığında, Tanrı ona, “Onların peşine düşmeyeceksin; etrafta dolaş ve balsam ağaçlarının karşısına gel. Balsam ağaçlarının tepelerinde yürüdüğün sesini duyduğunuzda savaşa çıkın; çünkü Filistin'in ordusunu vurmadan önce Tanrı dışarı çıktı. ” Davut Tanrı'nın emrini yerine getirdi ve Filist ordusunu Gibeon'dan Gezer'e düşürdü. Davut'un ünü tüm topraklara yayıldı ve Rab tüm uluslarda onun korkusunu getirdi.

Filistliler Davut’un İsrail Kralı olarak meshedildiğini duyunca, bütün Filist ordusu onu aramak için yola çıktı. Bunu duyan Davut onları karşılamaya gitti. Filistliler gelip Refaim Vadisi’nde baskın yapmışlardı. Davut Tanrı’ya danıştı: “Filistliler’e saldırayım mı? Onları elime teslim edecek misin? ”RAB, “Saldır” dedi, “Onları eline teslim edeceğim.” Bunun üzerine Davut’la adamları Baal-Perasim’e gittiler. Davut orada Filistliler’i bozguna uğrattı. Sonra, “Her şeyi yarıp geçen sular gibi, Tanrı düşmanlarımı benim elimle yarıp geçti” dedi. Bundan ötürü oraya Baal-Perasim adı verildi. Filistliler putlarını orada bıraktılar. Davut’un buyruğu uyarınca putlar yakıldı.

Filistliler bir kez daha gelip vadiye baskın yaptılar. Davut yine Tanrı’ya danıştı. Tanrı şöyle karşılık verdi: “Buradan saldırma! Onları arkadan çevirip pelesenk ağaçlarının önünden saldır. Pelesenk ağaçlarının tepesinden yürüyüş sesi duyar duymaz, saldırıya geç. Çünkü ben Filist ordusunu bozguna uğratmak için önünsıra gitmişim demektir.” Davut Tanrı’nın kendisine buyurduğu gibi yaptı 

ordusunu vurmadan önce Tanrı dışarı çıkmıştı.’”(1. Tar. 14:14-15). Her şey tıpkı Tanrı'nın dediği gibi oldu.

 

Bu gibi durumlara ve buna benzer pek çok Kutsal Kitapsal pasaja ilişkin en ilginç şeylerden biri, özel bilgilerin, açık ve ayrıntılı bilişsel içeriğin, Tanrı’nın Samuel ve Davut'un zihinleri üzerindeki eylemiyle gerçekleşmiş olmasıdır. Burada elimizde bulunan şeyler, yalnızca Tanrı'nın bizimle iletişim kurmak için kullandığı araçlar olarak düşünülen izlenimler, dürtüler veya duygular değildir. Aksine, elimizde durumun ne olduğu, ne yapılacağı ve ne olacağı ile ilgili tam bir bilişsel veya içeriksel bir önerme mevcuttur.

 

Davut ve Samuel, dürtülerinin şunu veya bunu yapmasına ilişkin anlamı ya da şuna veya buna ilişkin hisleri ile ilgili bir merak duygusuyla baş başa bırakılmadılar. Bunları Kutsal Yazılar’a ya da durumlara karşı test etmek zorunda da kalmadılar. Onlara gerekli bilgi verildi. Davut, “Pelesenk ağaçlarının tepesinde yürüyüş sesi” konusunda bir tahmin yürütmek zorunda kalmadı; çünkü ona bunun ne anlama geldiği söylenmişti.

 

 

Tanrı’yı Kutsal Yazılar’da Duymak

  1. Tarihler 14:8-17

 

Lectio divina egzersizini yapmadan önce, yukarıdaki “Yalnızca İzlenimden İbaret Olmama” bölümünde, bu pasaj hakkında yazılanları gözden geçirmek için bir dakikanızı ayırın. Bu, pasaja bilgilendirilmiş ve canlı bir şekilde geçiş yapmanıza yardımcı olacaktır.

 

Tanrı'dan öğrenmek için okumaya hazırlık yapma amacıyla, kitabı veya elektronik kitap okuyucuyu bir dakikalığına bir kenara bırakın lütfen. Gözlerinizi kapatıp yavaşça nefes alın. Tanrı’dan size, Ruh'un bugün iletmek istediklerini duyabilmek için açık bir yürek ve berrak bir zihin vermesini isteyin.

 

Okuma — lectio

Kutsal Yazılar’ı okuma davetini dikkate alarak pasajı yavaşça okuyun ve Kutsal Kitap’ı okumanın “Tanrı’nın kendisiyle karşılaşmak ve Onun sesini duymak” olduğunu göz önünde bulundurun.

Filistliler Davut'un tüm İsrail'in kralı olarak görevlendirildiğini duyunca bütün Filistliler Davut'u aramak için ayağa kalktı; David duydu ve onlara karşı çıktı. Filistliler artık Rephaim vadisine baskın yapmışlardı. Davut Tanrı'yı ​​sordu, “Filistlilere karşı çıkayım mı? Onları elime verir misin? ” Rab ona, “Yukarı çık, ben de senin eline vereceğim” dedi. Böylece Baal-perazim'e gitti ve David onları orada yendi. Davut, “Tanrı bir patlama gibi sel gibi düşmanlarıma elle patladı” dedi. Bu nedenle bu yere Baal-perazim denir. Orada tanrılarını terk ettiler ve Davut’un emriyle yakıldılar.

Filistinliler bir kez daha vadiye baskın düzenlediler. Davut tekrar Tanrı'yı ​​sorguladığında, Tanrı ona, “Onların peşine düşmeyeceksin; etrafta dolaş ve balsam ağaçlarının karşısına gel. Balsam ağaçlarının tepelerinde yürüdüğün sesini duyduğunuzda savaşa çıkın; çünkü Filistin'in ordusunu vurmadan önce Tanrı dışarı çıktı. ” Davut Tanrı'nın emrini yerine getirdi ve Filist ordusunu Gibeon'dan Gezer'e düşürdü. Davut'un ünü tüm topraklara yayıldı ve Rab tüm uluslarda onun korkusunu getirdi.

Filistliler Davut’un İsrail Kralı olarak meshedildiğini duyunca, bütün Filist ordusu onu aramak için yola çıktı. Bunu duyan Davut onları karşılamaya gitti. Filistliler gelip Refaim Vadisi’nde baskın yapmışlardı. Davut Tanrı’ya danıştı: “Filistliler’e saldırayım mı? Onları elime teslim edecek misin? ”RAB, “Saldır” dedi, “Onları eline teslim edeceğim.” Bunun üzerine Davut’la adamları Baal-Perasim’e gittiler. Davut orada Filistliler’i bozguna uğrattı. Sonra, “Her şeyi yarıp geçen sular gibi, Tanrı düşmanlarımı benim elimle yarıp geçti” dedi. Bundan ötürü oraya Baal-Perasim adı verildi. Filistliler putlarını orada bıraktılar. Davut’un buyruğu uyarınca putlar yakıldı.

Filistliler bir kez daha gelip vadiye baskın yaptılar. Davut yine Tanrı’ya danıştı. Tanrı şöyle karşılık verdi: “Buradan saldırma! Onları arkadan çevirip pelesenk ağaçlarının önünden saldır. Pelesenk ağaçlarının tepesinden yürüyüş sesi duyar duymaz, saldırıya geç. Çünkü ben Filist ordusunu bozguna uğratmak için önünsıra gitmişim demektir.” Davut Tanrı’nın kendisine buyurduğu gibi yaptı ve Filist ordusunu Givon’dan Gezer’e kadar bozguna uğrattı. Böylece Davut’un ünü her yana yayıldı. RAB bütün ulusların ondan korkmasını sağladı.

Artık kuşkusuz kelimeler size tanıdık gelmektedir. Şimdi lütfen, “bu deneyimleri yaşayanların, onların yerinde biz olsaydık ne hissedecek idiysek, aynı duyguları duyumsadıklarını” hatırlayarak tekrar okuyun.

Ayrıca yüreğiniz ile dinleyin ve şunları duymaya çalışın:

 

Her iki durumda da, bu seçimi kendiniz yapmayın. Bunu size getiren Ruh olsun. Beğenmeseniz bile, bu durumu uysallıkla karşılamaya çalışın ve sonucunu bekleyin (Yakup 1:21).

 

Yansımameditatio

Pasajı yavaşça tekrar okuyun. Bunu yaparken ve sonraki birkaç dakika boyunca:

Uygulama için kendinize birkaç dakikalık zaman tanıyın.

Ardından Tanrı’ya, bunun şimdiki yaşamımla nasıl bir bağlantısı vardır, diye sorun. Neyi bilmem, ne olmam ya da ne yapmam gerekmektedir? 

 

Yanıt (Dua) — oratio

Ruh’un size söylediğini düşündüğünüz ya da Ruh aracılığıyla size iletildiğini düşündüğünüz şey ile ilgili olarak Tanrı’ya söylemek istedikleriniz konusunda hazırlanmak için pasajı son bir kez okuyun.

 

Dua edin, çünkü dua etmeye yönlendirilmektesiniz. Tanrı'ya bir şey için şükredebilir veya Tanrı'dan bir şey isteyebilirsiniz; belki de, hayatımızın Kutsal Yazılar’dakiyle benzer bir yaşam kalitesine sahip olabileceğine inanma konusunda yardım isteyebilirsiniz.

 

Dinlenme (Derin Düşünce) — contemplatio

Nasıl yönlendirildiyseniz öyle yapın; —sadece Tanrı ile birlikte olmak için— Tanrı'yı ​​beklemek isteyebilirsiniz. Tanrı’ya dikkatinizi vermek, özellikle de, hangi Tanrı’nın insanlarla böylesine açık bir şekilde iletişim kurma konusuyla ilgilendiği meselesi üzerinde derin bir şekilde düşünmek isteyebilirsiniz. Peki ya Tanrı’nın sizden, kendisine ibadet etmenizi istemesi veya hiç değilse Onunla birlikte olma konusu üzerinde düşünmeye ne dersiniz? Tanrı’nın —sizi arayan— paydaşlığında kalın.

 

Açık İletişim

 

Tanrı'yı ​​duyma ile ilgili gizemli duygulardan, merak uyandıran durumlardan ve Tanrı'nın karakterinin sorgulandığı belli bir noktaya kadar, Kutsal Yazılar’ın taşıdığı özel anlam farklılıklarından söz etmek mümkündür. Bu eğilime, kesin bir şekilde yanıt vermeli ve şunu mutlaka vurgulamalıyız: Tanrı mırıldayan bir oyunbaz değildir.

 Aksine, Tanrı bizden bir şey bilmemizi isterse (Tanrı’nın Mesih'teki vahyinde görüldüğü üzere), bununla ilgili olarak bizimle açıkça iletişim kurma konusunda —biz Onu duyma ve Ona itaat etme konusunda deneyimlerimiz aracılığıyla hazır hale gelip, açık davrandığımız sürece— istekli olacaktır ve buna muktedirdir. Kutsal Kitap’ta gördüğümüz ve yukarıda sözünü ettiğimiz karakterlerin yaşamlarında olan şey tam da budur.

 Şundan emin olabiliriz ki, “Hiçbir peygamberlik sözü insan isteğinden kaynaklanmadı. Kutsal Ruh tarafından yöneltilen insanlar Tanrı’nın sözlerini ilettiler.” (2. Pet. 1:21). Çok az istisna dışında, bu esinin biçimi, ayırt edici karakterin düşünce ve algı şeklinde tezahür etmesinden ibarettir; insanların bu düşünce ve algıyı kendi ruhlarında Tanrı’nın sesi olarak tanımayı öğrenmeleri ise deneyimle gerçekleşmektedir. Düşünce ve algılar, onların kendi düşünce ve algıları olarak kalmaya devam etmektedir. Zaten bunun aksi de olamaz. Ancak, düşünce ve algılar kendi içinde kutsal kaliteye, ruh, niyet ve kökene ait şüpheye yer bırakmayacak bir damga taşımaktadır.

Böylece Pavlus’un, Rab’bin onun aracılığıyla söyledikleri ile onun kendi söyledikleri arasında açık bir ayrım yaptığını görürüz (örneğin 1. Kor. 7:12). Buna rağmen, Ruh’un kutsal esini aracılığıyla mektuplarını yazarken, düşünmeyi ya da kendi algılarını ve duygularını bir tarafa bırakmayı, böylece hissiz bir yazara ya da aptal bir ses kutusuna dönüşmeyi aklından geçirmedi. Düşünce ve algıları onun olsa da, aynı zamanda Tanrı’ya da aitti. Pavlus, çok iyi bildiği ve tam bir güvenle hareket etmesini sağlayan ayırt edici karakterin özelliği sayesinde, bunları tanıma olanağı buldu.

Tecrübeler aracılığıyla Tanrı'nın sesini ve ruhlarımızın derinlerine kadar yaptığı etkiyi tanımayı öğrendiğimizde, Kutsal Kitap’taki karakterlerin yaşamları bizim için gerçeğe dönüşür ve Tanrı'nın onlardaki yaşamı da tanıyıp ayırt edebileceğimiz bir şey haline gelir. Bununla imanımız güçlendirilmiş olur ve Tanrı’nın halkı üzerinde, gerek yeryüzünde gerekse cennette, tarih boyunca süregelmiş olan birleşik krallığında, kendi payımıza ilişkin bir talepte bulunabilme olanağını elde ederiz.

 

  1. Koyunların kendilerine bakan kişinin sesini tanıdığı ve ona yanıt verdiği olgusu doğanın bir gerçeğidir. (Yuh. 10: 3-4). İsa'nın bu metaforu, sesiyle halkı arasındaki etkileşimi açıklamak için nasıl kullandığını düşünüyorsunuz? (Yuh. 10: 14-27).

 

  1. Bu bölümde atıfta bulunulan “üç ışık” nedir ve karşılıklı bağımlılıkları nedeniyle hangi sorunlar ortaya çıkar?

 

  1. Bu bölümde ele alınan “sesin üç faktörünü” kendi sözlerinizle açıklayın: kalite, ruh ve içerik. Bunlardan herhangi birini diğerlerinden daha önemli olarak görüyor musunuz? Eğer görüyorsanız neden?

 

  1. Tanrı'nın sesi veya sözleri, daha önce açıklandığı gibi, bizimle bir insan aracılığıyla iletişim kurmadığı ya da Tanrı bir insan ile konuşmadığı müddetçe, ses dalgaları yoluyla ulaşmaz. Duyulur bir kalitenin olmaması, Tanrı’nın sesiyle ilgili deneyimimizin güvenilirliğini azaltır mı?

 

  1. “Acı ve başarısızlıktan tam bir muafiyet vaat eden sesler kesinlikle Tanrı’nın sesi değildir.” Bu iddia hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce neden insanlar Kutsa Kitap’ı bu kadar kolayca “nasıl yapılır”ı anlatan, başarılı yaşam için kılavuz bir kitaba indirgiyor?

 

  1. Sizi hedef alan bir iletişimin, şeytandan geldiğine dair göstergeler neler olabilir? Aynı şekilde, bu iletişimin doğrudan sizden kaynaklandığını anlamak için ne tür göstergeler mevcut olabilir? (Bunun çok kişiselleştirilmiş olabileceğini ve size iyi ya da Kutsal Kitapsal gibi görünebileceğini unutmayın).

 

  1. Tanrı'nın sesini tanıma yeteneğimiz, dinin hem vahşi hem de saygın tarafında liderlere karşı bir korunma sağlar. Yaşadığınız veya bildiğiniz buna benzer örnekleri tartışın veya anlatın.

 

  1. Aşağıda yer alan, Tanrı’yı ​​duymanın yaşamla bağlantılı pratik sonuçlarından hangilerine daha fazla özlem duyuyorsunuz?

 

 

_______________________________________

Çevirinin bütün hakları Intervarsity Press'e aittir ve onların izni ile çevrilmiştir. Nisan, 2020.