Yazdır
Kategori: ruhsal/kutsal olan ile dünyasal/dünyevi olanın ayrımı (11. bölüm)
Gösterim: 117

Gördüğümüz gibi Platonizm ruhsal dünyanın içine gömüldükçe "altımızda olan dünyayı daha az önemsediğimizi" öğretir. Yeni Antlaşma bizi bu dünyaya ait şeyleri sevmememiz için teşvik ederken bunu mu kastetmiştir?

 Yeni Antlaşma'daki "dünya" Tanrının Rab olduğunun reddedildiği, bu hayata ait şeylerin amaç haline geldikleri veya hatta tapınıldıkları hayat küresidir. Bu anlamdaki dünya kesinlikle reddedlilmelidir, fakat bu hayattan, kültürden, doğadan, cinsellikten ve diğer maddî şeylerden nefret etmemizi gerektirmez.

Tanrı'nın yarattığı her şey iyidir; ve şükranla kabul olunursa, hiçbir şey reddedilmemelidir.
1. Timoteyus 4:4

Hatta Pavlus maddî dünyadan zevk alınmaması gerektiği öğretisinin şeytanın doktrini olduğunu ifade etmektedir. Tanrı'nın dünyasından bütün zenginlikleriyle beraber zevk almak için yaratıldık. İnsan kültüründen de zevk alınmalıdır. Ruhsallık insan hayatının tümünü kapsar; ruhsal olmayan hiçbir şey yoktur. Fakat Hristiyan öğretisinde Platonizmin etkili olduğu yerlerde ruhsal (bazen kutsal kelimesi de kullanılabilir) olanla dünyevî olanlar arasında bir ayrım yapılmaktadır. Dolayısıyla duanın, tapınmanın, müjdeyi duyurmanın ve "hizmetin" ruhsal/kutsal olduğu düşünülmektedir. Tüm diğer aktiviteler dünyevîdir. Kutsal olanın daha ruhsal olduğu söylenmektedir.

 Günlük işlerin gerekleri Hristiyan görevi olarak kabul edildiği halde, işin sadece fiziksel olarak yapılması gerektiği söylenmektedir. İçimizdeki ruh Tanrı ile sessiz bir paylaşımın içinde, onun varlığını pratik etmelidir. Bu BhagavadGita'nın aslında hareket etmiyormuşuz gibi hareket etmemiz, aslında sevmiyormuşuz gibi sevmemiz emrine benzemektedir. Bu dünyadaki insanlarla ve nesnelerle yakınlaşma ihtiyacı kabul edilmiştir, fakat hayata dair "gerçek" iş devam ederken hareket, ruh Tanrı ile birleşilen gizli yere çekilmiş haldeyken yapılmalıdır.

 Bu zihniyet Hristiyan düşüncesini çeşitli şekillerde etkilemektedir. Örneğin birisi "Keşke, bu patatesleri soymaktansa tanıklık etmek gibi gerçekten ruhsal olan bir işle uğraşıyor olsaydım" diyebilir. Yeni Antlaşma hayatın daha fazla veya daha az ruhsal olan kısımlarına ayrılmasına kesinlikle karşı çıkmaktadır. Örneğin Efesliler 5:18'i ele alalım. Sürekli bir şekilde Ruh'la dolu olmamız emredilmektedir. Bu nasıl ifade edilmelidir? Birbirimize mezmurlar, ilahiler ve ruhsal ezgiler söyleyerek; herşey için şükrederek; ve aynı zamanda karı-koca, ebeveyn-çocuk, işveren-işçi gibi sıradan ilişkilerimizde birbirimize bağımlı olup diğerlerinin ihtiyaçlarını da düşünerek. Tüm bu alanlarda Tanrı'nın Sözüne, onun önünde ve Ruh'a bağımlı olarak itaat etmek zorundayız. Ruh'la dolu olmaktan kastedilen budur.

 Pavlus heryerde yaptığımız her şeyi Rab İsa'nın adıyla, yapmamız gerektiğini söylemektedir (Koloseliler 3:17). Tüm yaptıklarımız, yerleri silmemiz bile Mesih'in rabliğinde yapılmalıdır. İnsan olarak tüm yaptıklarımız ruhsal olarak önemlidir. Ruhsal/Kutsal ve dünyevî diye birşey yoktur. Bu sadece patates soymak ve yerleri silmek gibi "dünyevî" işlerde pratik değer gördüğümüz anlamına gelmez. Anlamı daha büyüktür: Tanrı'nın kendisi bunlardan zevk alır çünkü hayatımızdaki fiziksel alanı kendisi yaratmıştır. Dolayısıyla, aynen onun yaptığı gibi biz de hayatımızdaki her alana değer vermek durumundayız. Aslında ruhsallık hayatımızdaki sıradan günlük olaylarda ve ilişkilerde birincil olarak ifade edilmelidir. Tanrı hizmetkârlarını hem gündelik işlerinden (kölelikte bile-Koloseliler 3:22-24) ve müjdeyi bildirmelerinden dolayı (1. Selanikliler 2:19) ödüllendirecektir. Temelinde Mesih olan iyi yapılmış herşey inananlarına yargı gününde Tanrı tarafından onaylanacaktır.