Kitabı Satın Al

Total Truth Cover

Alıntılar (İngilizce)

In the Media

Bütün Gerçek: Hristiyanlığı Kültürel Tutsaklığından Kurtarmak
Makaleyi PDF dosyası olarak okuyun

Nancy Pearcey, World Journalism Institude’de Francis A. Schaeffer uzmanıdır. Şu günlerde Biola üniversitesi Torrey Honors Institude’de Ziyaretçi Uzman, Discovery Institude’deyse yöneticilik yapmaktadır. Nancy’nin kitabı, “Total Truth: Liberating Christianity from Its Cultural Captivity” (Bütün Gerçek: Hristiyanlığı Kültürel Tutsaklığından Kurtarmak) bu yılın temmuz ayında piyasaya çıktı.

Amazon’da satışa sunulmasından yalnızca iki gün sonra Amazon’un Din ve Ruhsallık çok satanlar listesinde, (genel satış sıralamasında 167’ncilikle birlikte) 9’ncu sıraya yükseldi ve baskısı tükendi! Bir kopyasına hemen sahip olmak isteyenler hala http://www.therightbooks.com adresindeki Discerning Reader’dan ya da
http://www.gnpcb.org/home/books/ adresindeki yayıncıdan edinebilirler. Kitaptan bir bölüm ya da Phillip Johnson’ın önsöz’ünü okumak için kitabın resmi sitesi http://www.totaltruthbook.com/ bakınız.[1]

McLaurin: Bu kitabı neden yazdınız?

Pearcey: Hristiyanlar heryerde fark etmekteler ki Amerika ahlaki olarak sürekli gerilemektedir. Saldırgan eşcinsel aktivizmi koşulsuz kürtaj, yoz eğlence, parçalanan aileler; Hristiyanları kültürel edilgenliklerinden uyandıran sorunlardan sadece birkaçıdır. Bizler kamu kültürünün biçimlenmesine yardım için Tanrı önündeki sorumluluğumuz doğrultusunda harekete geçiyoruz. Ancak bütün iyi niyetlere karşın, birçoğumuz bunu nasıl yapacağını bilmiyor. Büyük bir Hristiyan üniversitesinde geçtiğimiz günlerde yapılan bir araştırmada fakülte üyelerinin yarısından fazlası kendilerini öğrettikleri konu üzerine Kutsal Kitapsal bir bakış açısı vermeye yeterli hissetmediklerini söylediler.

İşte burada dünya görüşü kavramı devreye girer. Bu Hristiyanlığın iş, ekonomi, siyaset, bilim ve bioethik alanlarında, bütün bir yaşam için içerdiği anlamları dile getirmenin bir yoludur. “How Now Shall We Live” kitabımın bölümlerinde bir dünya görüşü yaklaşımının gerekliliği ni ortaya attıktan sonra bu kitapta okurları bir Hristiyan dünya görüşü oluşturmak için sonraki aşamaya götürmek istedim.

Tabii ki öncelikle, kuru dalları temizlemeniz gerekir. Dünya görüşü düşüncesinin yolunu tıkayan en yaygın zihinsel engelleri teşhis etmeniz gerekir. çoğu müjdeci kilisenin kalbi kafanın; kutsalı(ruhsal) seküler (dünyevi) olanın üzerinde tutan uzun bir entellektüelizm karşıtı tarihi vardır. Bunun nedeni Amerikan müjdeciliğinin kaynağının; öğretiş, teoloji ve inancın bütün bir algısal öğesini görmezden gelerek yoğun duygusal dönüşüm deneyimine odaklanan Birinci ve İkinci Büyük Uyanış’ta olmasıdır. Sonuç olarak bugün dahi birçok hristiyan; dini, sanki özel deneyimlerinin çoğu zaman kilise, ibadet ya da etik alanına uygun bir parçasıymışcasına değerlendirirler; Ancak bunun profesyonel işlerini, akademik çalışma ve de iş ve sorumluluklarını nasıl içerdiğini görmekte zorlanırlar.

Ben bunun hristiyan yaşantımızda yaşamamız gereken güç ve neşeyi kaçırmamızın en büyük nedeni olduğuna inanıyorum. Kutsal/dünyevi (manevi/maddi) ayrımı yalnızca soyut bir kavram değildir, iç yaşantılarımızda bir bölünme yaratır böylelikle Tanrı’nın bizim için amaçladığı bütünlük ve odağı kaybederek parçalanmış ve bölümlere ayrılmışızdır. Kitabımın teması Hristiyanlığın yanlızca dini bir gerçeklik değil ama bütün gerçekliğin Gerçeği olduğudur. O “Bütün Gerçek”tir.

MacLaurin: Olgu/değer ayrımını ve bu konunun hristiyanlar için neden bu kadar önemli olduğunu açıklayabilirmisiniz?

Pearcey: Hristiyanlar sorumluluk alıp kamu alanında konuşmaya çalıştıklarında ne olur? Bize uzak durmamız söylenir. Sürekli olarak dinin kamu alanına ait olmadığını duyarız; onu özel alanda tutmamız gerekir; bizler başkalarına görüşlerimizi “dayatıyoruz”dur.

Bu bariz hoşgörüsüzlüğün nedeni nedir? Cevap kutsal/dünyevi ayrımının kilise dışına da yayıldığıdır. Tabii ki başka sözcüklerle dile getirilir; insanlar kamu alanının “bilimsel” ve “değerden bağımsız” ilkelerce iş görmesinde ısrar edeceklerdir. Bununla birlikte bunun anlamı, değerlerin, sadece kişisel seçim sorununa indirgendikleri; aile, kilise ve kişisel ilişkilerin özel alanına konulduklarıdır. İşte bu nedenle bu ayrım çoğunlukla olgu/değer ayrımı olarak adlandırılır. Olgular kamu gerçekleridirler ancak değerler sadece kişisel deneyim sorunudur.

Bugün, olgu/değer ayrımı, kamu alanında Kutsal Kitap bakış açısının meşruiyetine karşı en etkili silah haline gelmiştir. Her toplumda gerçekliğin egemen tanımı kültürel bekçi işlevi görürür; neyin hakiki bilgi olarak ciddiye alınacağı neyin sadece özel önyargılar olarak gözardı edilmesi gerektiğini tanımlar. Bir kültürel etkide bulunmak için öncelikle fikirlerinizi bekçinin gözetiminden geçirmeniz gerekir.

Şu şekilde işler: çoğu sekülerist dine doğrudan saldırmayacak ya da yanlışlığını göstermeye uğraşmayacak kadar siyaseten uyanıktırlar. öyleyse ne yaparlar? Onlar dini, doğru ve yanlış alanının tamamen dışına çıkaran değer alanına gönderirler. Böylelikle, seküleristler bizi “kutsal inançlarımıza” saygı duydukları konusunda temin ederler ama aynı zamanda konumumuzun gerçekte ne olduğunda söz ettiğimiz kamu alanına uygun olmadığın savunurlar.

Elçabukluğu her seferinde gerçekleşir, ve bizim bunu fark edebilmemiz gereklidir.

MacLaurin: Sizce hristiyanlar kamusal meselelerde “fazla hristiyan” gözükmemekte neden bu kadar istekliler?

Pearcey: Hristiyanlığın özel bir önyargı olarak göz ardı edilmesiyle aynı anda, sekülerizm; nesnel, rasyonel ve felsefi olarak “yansız” kılıfında tanıtılır. Tabii ki gerçeğin bununla alakası yoktur. Sekülerizm belirli bir felsefeyi, çoğu kez materyalizm ya da natüralizmi içerir. Ancak yine de bunlar yansız ya da nesnel, bu nedenle de kamu alanına uygun biricik bakış açıları olarak ileri sürülürler.

Bu çift anlamlılık hristiyanlar üzerinde profesyönel işlerinde herhangi bir kendine özgü Kutsal Kitapsal bakış açısını terk etmeleri doğrultusunda muazzam bir baskı yaratmıştır. İnanlılar bile kendine özgü bir hristiyan bakış açısından konuşmanın kişisel bir önyargıyı aşılamak anlamına geldiği; gerçekten nesnel olabilmek için, profesyonel işlerinde inançlarını paranteze almaları ve inançsızlar gibi düşünmeleri gerektiği fikrine kendilerini kaptırırlar. Bir hristiyan avukatın belirttiği gibi bize inancımızı bir cebimizde profesyonel işimizi ise diğer cebimizde tutmamız öğretilmiştir. İnanç kişsel ve özel yaşam için kişsel müsamaha düzeninde ayrı bir yan özelliğe indirgenir; çikolataya düşkünlük ya da kamu alanı için uygun olmayan bir başlık gibi.

Bununla birlikte böyle bir yaklaşımın sonucu hristiyanların fikirler dünyasını büyük ölçüde sekülerizmin çeşitli biçimlerine terk etmiş olmalarıdır. Hristiyanlar, sekülerizmin kendisinin felsefi bir bağlılık olduğunu ve eğer çeşitli konular üzerine Kutsal Kitapsal ilkeler getirmezlerse sonunda kendilerini Kutsal Kitapsal olmayan ilkeleri destekler halde bulacaklarını görememişlerdir. Dünya hakkında herhangi bir takım önvarsayımlar olmaksızın düşünebilmek olanaklı değildir. Natüralizm doğanın varolan her şey olduğu belitiyle başlar. Materyalizm maddenin temel gerçeklik olduğunu önvarsayar. Empirisizm yalnızca görünüp, dokunulup, ölçülebilen şeylerin gerçek olduğunu iddia eder; ve bu böyle devam eder. Bu sistemlerin hiçbirisi felsefi ya da dini olarak yansız değillerdir. Hristiyanlar seküleristlerin blöfünü görmeli ve oyunu doğru zeminde oynamakta ısrar etmelidir.

MacLaurin: Nasıl bir hristiyan dünya görüşü bakış açısı oluşturduğunuzu kısaca açıklayınız. ( Yaratış, Düşüş, ve Kurtuluş kategorilerini kullanarak)

Pearcey: Anahtar düşünce dünyanın her yönünün Kutsal Kitapsal tarihteki dönüm noktalarında yer aldığıdır: Yaratış, Düşüş ve Kurtuluş. Bu bize ilgilendiğimiz herhangi bir alanda bir dünya görüşü bakış açısı oluşturabilmek için kullanışlı bir üç parçalı şema verir. Kendimize 3 soru sorarız:

1. YARATILIŞ: Dünyanın bu hali ilk olarak nasıl yaratıldı? Asli doğası ve amacı neydi?

2. DüŞüŞ: Düşüşle nasıl tersine döndü ve bozuldu? Günah ve yanlış dünya görüşleriyle nasıl saptırıldı?

3. KURTULUŞ: Dünyanın bu halini asli yaratılmış olduğu amacına geri getirerek Mesihin Rabliğine nasıl getirebiliriz?

İlgi çekici olan bu 3 kategorinin hristiyan olmayan dünya görüşlerini analiz etmede de kullanılabilir olmalarıdır. Bununla birlikte, her dünya görüşü ya da felsefe nihai kökenlerle ilgili bir kuramı kapsamalı; dünyada neyin yanlış olduğunu, kötülük ve acının kaynağını açıklamalı; ve nihayet, insanlara dünyayı değiştirmek ve şeyleri tekrar doğru hallerine dündürmek için bir vizyon telkin etmelidir.

Hadi şemayı günümüzün acil bir sorununa uygulayalım: Eşcinsel evlilik bugün neden bu kadar çok tartışılmaktadır ? Bunun nedeni, toplumsal sözleşme kuramı adındaki yeni bir toplumsal felsefenin iş başında olmasıdır. Erken modern siyaset felsefecileri (Hobbes, Locke ve Rousseau) şöyle sordular: İnsan doğasının özünü nasıl elde ederiz? Ve cevap verdiler: İnsanların tüm toplumsal ilişkilerden, ahlaki sistemlerden, yasalardan, kültürel geleneklerden sıyrıldıklarında, daha doğrusu uygarlığın bizzat kendisinden sıyrıldıklarında neye benzeyeceğini hayal etmeliyiz. Bu toplum öncesi durum “doğa durumu” olarak adlandırılmıştır ve biz hepimiz insan yaşamının bu tarih öncesi çağında bağıntısız, özerk benliklerizdir.

Burada, nihai kökenler üzerine yeni bir görüşün öne sürülüşünü fark ediyormusunuz? Doğa durumu kasıtlı olarak Aden Bahçesi’nin yerini almıştı; yeni bir köken (yaratılış) hikayesi.

Ve eğer nihai gerçeklik; yanlız özerk bireylerden oluşmaktaysa bu evlilik gibi toplumsal ilişkiler için ne anlama gelir? Cevap: Bunlar, bireysel seçim sonucu yaratılmışlardır. Ve eğer ilişkileri seçimle yaratabiliyorsak, tabii ki onları seçimle yeniden yaratabiliriz. Bu eşcinsel evliliğin kabul edilmesinin altında yatan temel fikirdir. Aslında, evliliğin evrensel normatif bir yapısı olduğu fikri bile keyfi ve baskıcı olduğu gerekçesiyle kötülenir.

Bunun toplumsal sözleşme kuramında Düşüş’ün karşılığı olduğunu söyleyebiliriz: Kötülük ve baskının kökeni nedir? özgürlüğümüzü kısıtlayıp doğal özerklğimizi gerçekleştirmemize engel olan bu keyfi ahlaki ve toplumsal gelenekler.

Ve bu doğa durumunun bozulmamış özerkliğini yeniden kurmanın tek yoluda toplumsal sözleşmedir. Neden? çünkü bu şekilde biz sorumluluk alırız: Sözleşmenin terimlerini; hangi koşullarda sona ereceğini, karşılıklı vereceğimiz hizmetleri, vb biz kendimiz için belirleriz. Toplumsal sözleşme kuramının mantığı bütün geleneksel toplumsal bağları çözmek ve onların yerine sözleşmeler koymaktır. Bu her zaman insanları baskıcı geleneklerden “kurtarma” biçiminde sunulur. Bu bir Kurtuluş vizyonundan farklı değildir. Ve altta yatan bu dünya görüşünü anlamadığımız müddetçe nedenlerle ilgilenmektense belirtileri kovalıyor olacağız.

Bütün bunlar geleneksel hristiyan toplumsal kuramıyla nasıl ters düşer? Yaratılış öğretişi bize bir üçlübirlik olan bir Tanrının benzerliğinde yaratıldığımızı söyler. Tanrı üç olduğu kadar tam olarak Birdir. Dolayısıyla insan soyuda, tanrının benzerliğinde yaratıldıkça tam olarak Bir olduğu kadar çoktur da. Yani, bizi bir araya getiren ilişkiler bizim bireyler olarak ayrışık yaşantılarımız kadar gerçektirler. İma edilen ilişkilerin yaratılmış düzenin bir parçası olduklarıdır. Bireyler kadar nihai ya da gerçektirler; onları keyiflerine göre yapıp bozabilen özerk bireylerin yaratıları değildirler. Ve ilişkilerin bizim üzerimizdeki ahlaki zorunluluları özgürlüğümüz üzerine dayatmalar değildir; tersine bunlar bizim gerçek doğamızın ifadeleridirler.

Eşcinsel evlilik tartışmasında evliliğin bizim kendi seçimlerimizle yarattığımız ya da baştan icad edebileceğimiz bir şey olmadığını savunmak için etkili yollar bulmak zorundayız. Tersine evlilik, bizim içine girdiğimiz kendi normatif yapısıyla önceden varolan bir toplumsal kurumdur. (Şu eski deyimi hatırlayın: kutsal evlilik bağıyla bağlanmak.) Maalesef, bu hristiyanların bile büyük ölçüde yitirdikleri bir evlilik anlayışıdır. İşte bu nedenle, eşcinsel evlilikleri üzerine tartışmayı kaybetmekteyiz.

MacLaurin: Düşüncenizde Francis Schaeffer’in oynadığı rol nedir?

Pearcey: Ben 1971’de L’Abri’ye yaptığım bir ziyaret ertesinde hristiyan oldum; dolayısıyla besbelli ki onun düşüncesi çok önemli bir rol oynadı. Schaeffer’i bugün dahi ayırt eden şey onun bütüncü dünya görüşü anlayışıdır. Bugün dünya görüşüne akademik bir konu ya da entelektüel aletler takımı hatta kültür savaşlarında bir silah muamelesi yapan hristiyanlara rastlarsınız. Maalesef sözcük pazarlama kaşesi kazandıkça ondan son para toplama numarası olarak faydalanan gruplar bile vardır. Ancak Schaeffer True Spirituality gibi, bütünüyle fikirler yoluyla çalışmanın Tanrıyla daha derin, otantik bir yaşantıya yönelmek olduğunu vurguladığı kitaplar yazmıştır.

Gerçek dünya görüşü düşüncesi akılsal bir strateji ya da günümüz olayları üzerine yeni bir hikayeden çok daha fazlasıdır. özünde o, ruhani karakterimizin derinleştirilmesidir. Zihinlerimizin (aklımızın) Rabbe boyun eğişi ve onun tarafından eğitilme istenciyle başlar. Dünya görüşü çalışmalarındaki yönetici güç: “Rabbin olan Tanrıyı bütün kalbin, ruhun, gücün ve aklınla sev” ilkesine bağlılık olmalıdır. Entelektüel büyüme için can alıcı koşulun, Tanrıdan “bütün düşünceyi Mesihe itaat için tutsak almak” için lütuf dileyerek ruhani büyüme olmasının nedeni budur.

Kutsallaşmanın her yönünde olduğu gibi aklın yenilenmesi de acı verici ve zor olabilir. Mesih için kendini feda edici bir sevgi ve Bedenini, Kiliseyi oluşturmak için dinmez bir arzudan ilham almış sıkı çalışma ve disiplin gerektirir. Mesihin zihnine sahip olmak için bizi her nereye götürürse, neye mal olursa olsun onu takip ederek, Mesihle çarmıha gerilmeye istekli olmalıyız. Bizi kişisel hırstan sıyıran ve Hezekiel’in “kalbimizin putları” dediği profesyonel imaj ya da etki gibi kaygıları ortadan kaldıran acı ateşlerinden geçmeye istekli olmayız. Bütün yetenek ve hediyelerimizi ayağına sermek ve onları dünyadaki amaçlarının ilerlemesine adamamız gerekir. Bir hristiyan dünya görüşü geliştirmek, bütün benliğimizi Tanrıya bir adayış ve hizmet eylemiyle teslim etmemiz anlamına gelir.

İşte bu nedenle “True Spirituality and Christian Worldview” (Gerçek Ruhsallık ve Hristiyan Dünya Görüşü) kitabına bir sonuç bölümü eklemekte ısrar ettim. Nihai amaç sadece fikirler çalışıp tartışmak değil ancak ölmek ve Mesihle birlik içinde yeniden dirilmektir. Bir dünya görüşü geliştirmek Mesih’in öğrencisi olmanın parçasıdır; -ona aklın öğrenciliği adını verebiliriz - ve bu sadece kendi kavrayış ve zekamıza dayanarak “bedende” yapılamaz. Pavlus’un yazmış olduğu gibi, “Bu kadar akılsız mısınız? Ruh'la başladıktan sonra şimdi insan çabasıyla mı bitirmeye çalışıyorsunuz?” (Gal. 3:3) Gerçek dünya görüşü düşünüşü Kutsal Ruh’un yönetimine bir itaat biçimidir. Publisher’s Weekly dergisi bu son bölümü “olağanüstü” diye niteleyerek övdüğünde cesaret kazandım; anladığım kadarıyla bir çok okur da dünya görüşü konusunu derin bir ruhani bakış açısından ele alınmış görmeye can atmaktadır.

MacLaurin: Akıllı Tasarım (Tasarım Mucizesi) hareketi ya da Darwinciliğin egemenliğine meydan okuyan herhangi bir hareketin geleceği konusunda iyimsermisiniz?

Pearcey: Kesinlikle. 1977’den beri bilim ve evrim konularında yazmaktayım ve Akıllı Tasarım (Tasarım Mucizesi) hareketinin bilimsel ve akademik dünyada söz sahibi olma yolunda etkileyici mesafe kattetiğini gördüm.[2] Kısmen heyecan verici olan bugün hareketin dünya görüşü meselelerini ele almak doğrultusunda ilerliyor olmasıdır, kamuyu en çok ilgilendiren de tabii ki bu.

Doğrusunu isterseniz Darwinciliğin dünya görüşü içerimlerini anlamadığınız sürece 20’nci yüzyıl Amerikan düşüncesine bir anlam veremeyeceğinizi ileri süreceğim. Görüyorsunuz; Darwincilik Britanya’dan okyanusu aşıp geldiğinde, Amerikan sahillerinde onun üzerine bütün bir felsefe kuran bir grup uzman tarafından memnuniyetle karşılandı. Ona felsefi faydacılık (pragmatizm) adını verdiler ve bu muazzam etkili oldu. Faydacılar eğer Darwinci işlemler insan bedenini üretilmişlerse öyleyse aklı da üretmişlerdir biçiminde akıl yürüttüler. Bu da psikolojiden, teolojiye ordan hukuk felsefesine, bütün insan bilimlerinin, bu temel üzerinde yeniden inşa edilmeleri gerektiği anlamına geliyordu.

örneğin 20’nci yüzyılda eğitim üzerinde herkesten çok etki etmiş olan John Dewey’i ele alalım. Dewey öğrenmeyi bir akli doğal seleksiyon biçimi gibi tasavvur etti: Tıpkı bir organizmanın yaşam alanında bir meydan okumayla karşılaşıp hayatta kalmak için uyarlanması gibi öğretmenler de öğrencilere bir problem sunmalı ve onu çözmek için çeşitli stratejiler oluşturmalarına imkan sağlamalıdırlar. Bu, öğretmenlerin eğitimcilerden çok “kolaylaştırıcılar” oldukları, doğru yanıtın olmadığı ancak çocukların kişisel olarak kendilerine göre hangi yanıtın en iyi iş gördüğünü bulmaya teşvik edildikleri açık uçlu yöntemlere yol açmıştır.

Tanıdık geliyor mu? Bu, kamu okullarında (ahlaki, yaşama ait) değerler öğretildiğinde her zaman uygulanan standart yöntemdir. Ama bugün başka konu alanlarına da uygulanmaktadır: Bu, neden çocukların kendi telaffuzlarını, gramer kuralarını, matematik işlemlerini oluşturdukları sınıflarımız olduğunu açıklar. Geçenlerde matematik öğretmeninin kendisine sınıfın önünde matematikte doğru yanıtlar olduğunda ısrar ettiği için “bağnaz” dediğini söyleyen bir çocukla tanıştım.

Başka bir örneği ele alalım: Oliver Wendell Holmes, Jr. Darwinci düşünüşü hukuğa uygulamıştır. Yasayı, tamamiyle belirli zaman ve kültürlere göreceli, evrimleşen tarihsel geleneklerin bir sonucu olarak değerlendirmiştir. Kendi sözleriyle, “yasanın meşrulaştırılması ebedi bir ilkeyi temsil ettiği için değildir”; Adalet gibi; ancak “arzuladığımız bir toplumsal amacı gerçekleştirmeyi sağladığı içindir” Tabii ki pratikte bunun anlamı, yargıcın arzuladığı bir toplumsal amaç anlamına gelir.

Günümüzde bu fikri nerede iş başında görürüz? Yargıçların yalnızca yasayı yorumlamadıkları ancak yaptıkları fikri. En dikkate değer örnek Roe Wade’e karşı kürtaj kararıdır. Taraftarları bile mahkemenin yasa çıkardığı konusunda hemfikridirler.

Peki ya teoloji? Faydacılar şöyle sordular: Ne tip bir tanrı kavramı evrimle uyumludur? Ve cevapladılar: İçkin/yeryüzünde olan bir tanrı kavramı; dünyayla birlikte ve içinde evrimleşen sınırlı bir tanrı olmalıdır. Tanrı aşkın/yücelerde olan Yaratıcı değildir; O tarihsel gelişimini paylaştığı dünyanın ruhudur. Bu faydacılar arasından William James ve Charles Pierce’in görüşüydü.

Ve bu fikirleri bugün nerede duyarız? Kimilerinin günümüz ana akım seminerlerindeki en hızlı büyüyen hareket olduğunu söyledikleri, Süreç Teolojisinde (Process Theology). Süreç Teolojisi Tanrının sınırlı olduğunu söyler; O, ne olacağını önceden bilmez ( her şeyi bilen) ne de kötülüğün gerçekleşmesini engelleyecek güce sahiptir (her şeye gücü yeten). Basitçe dünyayla birlikte gelişir ve evrimleşir.

Postmodernizmin bile kökleri Darwinciliktedir. Richard Rotry Amerikanın postmodern “guru”larından biridir ve ilgi çekici biçimde kendisini yeni-faydacı (neo-pragmatist) olarak adlandırır. Söylemek istediği postmodernizmin basitçe Dewey’in söylediklerinin mantıki imalarını dile getirdiğidir ki bu da temelde Derrida, Heidegger ve Foucault tarafından söylenenden farklı değildir.

Rotry’nin postmodernizmin kökenini Darwinciliğe dayandırmış olması çok ilginçtir. Bir keresinde şöyle yazdı: “Darwin’e inanmak” bütün inanç ve kanaatlerimizin “tektonik plakalar ya da mutasyona uğramış virüsler kadar tesadüf sonucu olduğunu” anlamak demektir. Rotry yakınlarda yayınlanan bir makalede büyük harfle Gerçek nosyonunun bizzat kendisinin Darwinci olmadığını söyledi. Yani basitçe postmodernizm bize tutarlı bir natüralist bilgi anlayışının sonunun ne olduğunu göstermektedir.

MacLaurin: “Kadınlar Kültür Savaşını Nasıl Başlattılar” başlıklı bölümdeki tezinizi kısaca açıklayınız.

Pearcey: Kamu/özel ayrımı sadece fikirler meselesi değildir, modern toplumsal yaşamın örgütlenme yoludur ve hatta ailelerin biçimine ve kadın erkek ilişkileri üzerinde bile etki sahibidir.

İşin babanın mesleği değil ancak aile üretimi olduğu sanayi öncesi köyü gözünüzün önüne getirin. Karı koca yan yana çalışırlar hatta çocuk bile ev ekonomisine katkı sağlardı. Almanya’da küçük bir köyde yaşarken bu modeli birinci elden görme şansına sahip oldum. Alışverişe çıktığımızda, bir sepet alırdık ve cadde boyunca fırıncıya, kasaba, manava uğrayarak yürürdük. Bunların her biri, bir evin ön odasıydı ve aile arka odalarda ya da üst katta yaşardı. çocuklar aile işlerine yardımcı olabilmek için okuldan öğleyin gelirlerdi. Ebeveynler hayatlarını kazanırken çocuk da yetiştirirlerdi çünkü her iki iş de evin içinde gerçekleşirdi.

Bütün bunları değiştiren Sanayi Devrimiydi. çalışmayı evin içinden alıp ofis ve fabrikalara taşıyarak iş ve sanayiyi seküler hale gelen kamu alanları olarak yarattı.Tabi ki ilk erkekler işlerini kamu alanında takip ettiler, böylelikle genel görünümlerinde de ilk olarak sekülerleşen onlar oldu. Dinin kadınlar ve çocuklar için olduğu sterotipi bu nedenle ortaya çıktı. Bir yandan kadınlar ekonomik olarak üretken emekten alınarak, üretici rolünden tüketici rolüne indirildiler. Feminist harekete yol açan bu statü düşüşüdür. Ben hristiyanların, feminist gündeme bu daha geniş ekonomik eğilimlere yanıt bulmadıkça gerçekten etkili cevaplar veremeyeceğini savunuyorum.

Tabii, bölüm başlığında biraz bıyık altından gülüş de söz konusudur. 19’ncu yüzyılda kurulmuş büyük çoğunluğunun üyelerini kadınların oluşturduğu ya da yönettiği çok sayıda hayırsever topluluğa bir gönderme yapmaktadır. Görüyorsunuz; erkekler iş ve sanayinin ahlak dışı, rekabete dayalı alanı için evi terk ederlerken kadınlara ev ve toplumun ahlaki bekçileri olma görevi verilmiştir. örneğin, özdenetim Hareketi büyük ölçüde, çok içen kocalarını meyhanelerden ait oldukları yuvalarına geri getirmeye çalışan kadınlar içindi. Benzer olarak, kadın kölelik karşıtları köle kadınları cinsel olarak istismar eden erkek köle sahiplerine odaklanmışlardı. Fahişelik ve kürtajı yasaklama hareketi, düşmüş kadınları kurban, erkekleri ise zalim iğfalciler olarak resmediyordu; ve benzerleri.

Temelde, kadınlar erkekleri geleneksel değerler diyebileceğimiz şeye geri çekerek kamu alanını yeniden ahlakileştirmek peşindeydiler. Kamu alanı sekülerleşiyor kadınlar da buna karşı mücadele veriyorlardı. Onlar toplumun sekülerleşmesini protesto ediyorlardı. Bu anlamda da bugün mücadelesini verdiğimiz kültür savaşı 19’ncu yüzyıl reform hareketlerince başlatılmıştır.

Tarihten alınacak ana ders bunların asla yalnızca soyut fikirler olmadıkları ancak derin kişisel içerimleri olduklarıdır. Fikirler ve kültürel gelişmeler, yaşamlarını yaşayış ve düşünme yollarını biçimlendirerek, gerçek insanları etkilerler. Bu nedenle kendimiz için bir Hristiyan dünya görüşü; yalnızca tutarlı bir fikirler takımı değil ancak bir yaşam tasarımı geliştirmemiz can alıcı önemdedir. İnanlıların, dolu dolu ve tutarlı bir Hristiyan yaşamı için bir yol haritasına ihtiyaçları vardır.

Kaynak: < Makalenin İngilizce kaynağı >
©2004 The MacLaurin Institute

çeviri: İsaMesih.Org
http://www.isamesih.org

Email: webservant@isamesih.org



[1] Kitabın girişini okumak için şu linke gidiniz: http://www.awayofthinking.com/total_truth.html

[2] Harun Yahya web sitesinindeki birçok makale Hristiyan kaynaklı Akıllı Tasarım (Tasarım Mucizesi) yazarlarından faydalanmakta ve sanki masayı ters yönüne çevirerek İslamiyet’i destekleyen bir adım olarak etkili ve başarılı şekilde kullanmaktadır. Bkz. http://www.tasarimmucizesi.com/ . Harun Yahya’nın aslında bu Hristiyan akımından etkilendiğine inanıyorum (IsaMesih.Org).
örneğin http://www.harunyahya.org/bilim/hy_evrenin_yaratilisi/Evren1.html linkinin dipnotlarındaki dünyaca tanınan Hristiyan şunlardır: Dipnot 7: Hugh Ross, The Creator and the Cosmos: How Greatest Scientific Discoveries of The Century Reveal God, Colorado: NavPress, revised edition, 1995, s. 76
Dipnot 8: William Lane Craig, Cosmos and Creator, Origins & Design, Spring 1996, vol. 17, s. 19



Dosyayı indirmek için tıklayın PDF dosyası: Bütün Gerçek: Hristiyanlığı Kültürel Tutsaklığından Kurtarmak

 

Interviews

  • The Washington Times: Shows how Total Truth helps decode the campaign rhetoric in the current election.
  • The MacLaurin Institute: A thought-provoking, wide-ranging interview with Nancy Pearcey conducted by a Christian think tank at the University of Minnesota
  • Christian Book Previews: A fun, informal romp of an interview with Nancy Pearcey conducted by Pam Glass
  • World Journalism Institute: WJI asks its own Francis A. Schaeffer scholar to explain why Christians in any field should develop worldview thinking
  • Crossway Books - Nancy discusses the Christian worldview and what has led to the split between private faith and public action.

Press Releases