Barış Yapıcılığına Giriş

İlişkisel bakımdan ne kadar hikmetli davransak da, incinmeler ve anlaşmazlıklar mutlaka meydana gelecektir. Günaha düşmüş bir dünyada hayat böyledir. Bu yüzden Hristiyanların barış yapıcısı olmayı öğrenmesi bilgece olacaktır.

Kutsal Kitap anlaşmazlıkların çözümüne yönelik bilgelik hazineleri sağlar. Bu ilkeler o kadar basittir ki, çocuklar bile bunları uygulayabilir. Bununla birlikte, o kadar güçlüdürler ki, acı verici boşanmalar ve çocukların velayeti sorunları, kilise bölünmeleri, iş anlaşmazlıkları, yasal davalar ve cinsel taciz olayları üzerinde düşünmek ve hakemlik etmek için kullanılmışlardır.

Aşağıdaki sayfalarda bozulan ilişkileri düzeltmek için uygulayabileceğimiz Kutsal Kitap’a dayalı bilgeliğin kısa bir özeti sunulmaktadır.

      Dört adım – Anlaşmazlıkların çözümüne yönelik Kutsal Kitap sistemi “Dört Adım”da ele alınır: Tanrı’yı yücelt, Kendi gözündeki merteği çıkar, Yumuşaklıkla yola getir, ve Git ve Barış.

      Kaygan Eğim – İnsanların anlaşmazlıklara tepki verme eğilimlerini ve nasıl tepki vermeleri gerektiğini anlamak için görsel bir araç.

      Anlaşmazlığın özüne inmek – Anlaşmazlıkların çözümünde önemli bir adım başkalarıyla olan farklılıklarımızı derinleştiren isteklerimizi ve gündemlerimizi anlamaktır.

      İtirafın Yedi Adımı – İçten ve ayrıntılı bir itiraf için kılavuz.

      Bağışlamanın Dört Vaadi – “Seni bağışlıyorum” dediğinizde gerçekte ne söylediğinizi (ve neye söz verdiğinizi) hatırlamak için güzel bir yol

      PAUSE İlkesi – Uzlaşmak için bir Kutsal Kitap yaklaşımı.

      Barış yapıcısının taahhüdü – Kiliselerin ve organizasyonların İncil temelli barıştırma ilkelerine topluca uymak için kullanabilecekleri bir Kutsal Kitap barıştırma özetidir.

                        Barıştırma becerilerinizi derinleştirin

Barıştırmayı, duyguların alevlendiği ve mantıklı düşünmenin azaldığı hararetli bir anlaşmazlık halinde öğrenmek güçtür. Bu nedenle, farklılıklar su yüzüne çıkmadan önce sağlam barıştırma ilkeleri geliştirmek konusunda herkesi candan teşvik ederim. Bunu Barış yapıcısı’nı okuyarak ve Kutsal Kitap’a göre anlaşmazlık çözümüne odaklanmış organizasyonların sunduğu kaynaklardan ve eğitimlerden yararlanarak yapabilirsiniz.

İlişkisel bakımdan hikmetli olma ve Kutsal Kitap temelli barıştırma eylemi birbirine sıkı sıkıya bağlıdır. Birinde becerilerinizi artırdıkça, diğerini uygulamakta da yetkinleşmeye başlayacaksınız (bkz. Getting Upstream of Conflict).

               DÖRT ADIM

               Anlaşmazlık Çözümünün İlahiyatı

Anlaşmazlık mutlaka kötü ya da yıkıcı değildir. Anlaşmazlığın sebebi günah olsa ve fazlaca sıkıntıya yol açsa bile, Tanrı bunu iyilik için kullanabilir (bkz. Rom. 8:28-29). Elçi Pavlus’un 1 Korintliler 10:31-11:1’de yazdığı gibi, anlaşmazlıklar gerçekte bize üç büyük fırsat sağlar. Tanrı’nın lütfu sayesinde anlaşmazlıkları aşağıdaki amaçlar için kullanabilirsiniz:

      Tanrı’yı yüceltmek (O’na güvenerek, itaat ederek ve benzeyerek)

      Diğerlerine hizmet etmek (yüklerini taşımalarına yardım ederek ya da onlarla sevgiyle yüzleşerek)

      Mesih’e benzer olmakta büyümek (günahımızı itiraf ederek ve anlaşmazlığı körükleyen tutumlardan vazgeçerek).

Bu kavramlar pek çok anlaşmazlıkta tamamen göz ardı edilir, çünkü insanlar doğal olarak bu gibi durumlardan kaçmaya ya da rakiplerini alt etmeye odaklanırlar. Bu yüzden, bir anlaşmazlık halinde düzenli olarak geriye çekilmek ve bu özel fırsatlardan yararlanmak için yapabileceğiniz her şeyi yapıp yapmadığınızı kendinize sormak hikmetli bir davranıştır.

                   Birinci adım: Tanrı’yı yücelt

Elçi Pavlus Korintliler’i her ne yaparlarsa “Tanrı’nın yüceliği” için yapmaları için teşvik ederken, Pazar sabahları kilisede geçirdiğimiz bir saatten söz etmiyordu. Tanrı’yı gündelik hayatlarında onurlandırmalarını, özellikle de kişisel anlaşmazlıkları çözerken Tanrı’ya yücelik vermelerini istiyordu (bkz. 1 Ko. 10:31).

“Bu durumda Rab’bi nasıl hoşnut edip onurlandırabilirim?”

Yukarıda bahsedildiği gibi, anlaşmazlıkların ortasında Tanrı’ya güvenerek, itaat ederek ve O’na benzer davranarak Tanrı’yı yüceltebilirsiniz. (bkz. Özd. 3:4-6; Yu. 14:15; Ef. 5:1). Bu tutumları aklımızın baş köşesinde tutmanın en iyi yollarından biri, şu odak soruyu sürekli kendimize sormamızdır: “Bu durumda Rab’bi nasıl hoşnut edip onurlandırabilirim?”

                   İkinci adım: Kendi gözündeki merteği çıkar

Barıştırmanın en zorlu ilkelerinden biri, İsa’nın “Seni ikiyüzlü! Önce kendi gözündeki merteği çıkar, o zaman kardeşinin gözündeki çöpü çıkarmak için daha iyi görürsün” dediği Matta 7:5 ayetinde ortaya konmuştur.

Anlaşmazlıklarla uğraşırken genel olarak aramanız gereken iki tür “mertek” vardır. İlk olarak, boş yere anlaşmazlığa yol açmış eleştirel, olumsuz ya da aşırı hassas bir tutum sergileyip sergilemediğinizi kendinize sormanız gerekir. Bunu yapmanın en iyi yollarından birisi, anlaşmazlıklar karşısında Hristiyanlar’ın nasıl bir tutum takınması gerektiğini tarif eden Filipililer 4:2-9 ayetleri üzerinde derin düşünmektir..

İlgilenmeniz gereken ikinci tür mertek, sarfedilen günahlı sözler ve eylemlerdir. Çoğu zaman kendi günahlarınızı göremediğiniz için, kendinize nesnel olarak bakmanıza ve anlaşmazlığın çıkışına yaptığınız katkıyı görmenize yardım edecek dürüst bir arkadaşa ya da öğütçüye ihtiyacınız olabilir.

Bir başkasına yaptığınız yanlışları teşhis ederken, bunları dürüstçe ve en ince ayrıntısına kadar itiraf etmeniz önemlidir. Bunu yapmanın bir yolu İtirafın Yedi Adımın’dan yararlanmaktır.

“Anlaşmazlıklar çoğu zaman iyi olan isteklerin günahlı arzular düzeyine yükseltilmesinden kaynaklanır”

Kendi gözünüzden merteği çıkarmanın en önemli parçası, hatalı davranışı itiraf etmenin ötesine geçmek ve o davranışın altında yatan nedenle yüzleşmektir. Kutsal Kitap, anlaşmazlıkların yüreğinizde savaşan arzulardan ileri geldiğini öğretir (Yakup 4:1-3; Mat. 15:18-19). Bunlardan bazıları, gerçeği saklama isteği, diğerlerini kendi isteğinize boyun eğdirmek ya da öç almak gibi günahlı olduğu belli olan tutkulardır. Ne var ki, pek çok durumda anlaşmazlıklar, anlaşılma, sevilme, saygı görme ya da haklı çıkma gibi iyi isteklerin günahlı arzular düzeyine yükseltilmesinden kaynaklanır.

Zihninizi herhangi bir şeyle, hatta bu iyi bir şey olsa bile, aşırı meşgul eder ve mutluluğu, güveni ya da tatmini Tanrı yerine o şeyde ararsanız, putperestlik suçu işlemiş olursunuz. Putperestlik kaçınılmaz olarak sizi Tanrı’yla anlaşmazlığa sürükler (“Benden başka tanrın olmayacak”). Ayrıca diğer insanlarla da anlaşmazlığa neden olur. Yakup’un yazdığı gibi, bir şey arzu edip elde edemeyince, adam öldürürüz, kıskanırız, çekişip kavga ederiz (Yakup 4:1-4).

Anlaşmazlığı körükleyen putperestliği aşmak için atabileceğiniz üç temel adım vardır. İlkin, yanlış bir tapınma yapmaktan suçlu olduğunuz durumları, yani sevginizi, dikkatinizi ve enerjinizi Tanrı yerine odakladığınız ne varsa görmek için dua etmelisiniz. İkinci olarak, anlaşmazlığa katkıda bulunan arzuları tek tek belirlemeli ve bunlardan vazgeçmelisiniz. Üçüncü olarak, doğru tapınmayı, yani yüreğinizi ve zihninizi Tanrı’ya odaklamayı, yalnız O’nda sevinç, tatmin ve coşku aramayı bilinçli olarak hedeflemelisiniz.

Tanrı bu gayretleri yönlendirir ve güçlendirirken, anlaşmazlığı körükleyen putlardan özgürleşebilir ve Mesih’i hoşnut edip onurlandıracak seçimleri yapmak için motive olabilirsiniz. Yürekteki bu değişim genelde mevcut bir soruna çözüm getirmeyi hızlandıracak ve aynı zamanda gelecekte benzer anlaşmazlıklardan kaçınma kabiliyetinizi artıracaktır.

                   Üçüncü adım: Yumuşaklıkla yola getir

Barıştırmanın bir başka anahtar ilkesi, diğerlerinin anlaşmazlığa nasıl katkı yaptıklarını anlamalarına yardımcı olma çabasıdır. Hristiyanlar bir başkasıyla anlaşmazlık hakkında konuşmayı düşündükleri zaman, akla gelen ilk ayetlerden biri Matta 18:15’dir: “Eğer kardeşin sana karşı günah işlerse, ona git, suçunu kendisine göster. Her şey yalnız ikinizin arasında kalsın. Kardeşin seni dinlerse, onu kazanmış olursun.” Eğer bu ayet tek başına okunacak olursa, karşı tarafın günah işlediğini itiraf etmeye zorlamak için onlarla doğrudan yüzleşmemiz gerektiğini öğrettiği düşünülebilir. Ancak bağlamı içerisinde yorumlandığında, İsa’nın aklında sadece başkalarının karşısına dikilip günahlarını saymaktan daha esnek ve yararlı bir şey olduğunu görürüz.

Bu pasajdan hemen önce, İsa’nın yolunu şaşıran koyununu aramaya çıkan ve bulunca sevinen çoban benzetmesini okuruz (Mat. 18:12–14). Böylece, Matta 18:15 ayeti mahkûm etme değil, yola getirme temasıyla başlar. İsa, “ona git, suçunu kendisine göster” cümlesinden hemen sonra “kardeşin seni dinlerse, onu kazanmış olursun” diyerek bu temayı tekrarlar. Gene 21-35. ayetlerde Tanrı’nın bize yaptığı gibi bizim de başkalarına merhametli ve bağışlayıcı davranmamız gerektiğini hatırlatan merhametsiz köle benzetmesiyle  üçüncü kez yola getirme temasına dokunur (Mat. 18:21–35).

İsa, belli ki bizi yaptıkları yanlışların bir listesiyle insanların karşısına çıkmaktan çok daha sevecen ve özgürleştirici bir şeye çağırmaktadır. Benzer şekilde, Galatyalılar 6:1 ayeti, kardeşimize gittiğimiz zaman tutumumuzun ve amacımızın ne olması gerektiği hakkında sağlam öğüt vermektedir. “Kardeşler, eğer biri suç işlerken yakalanırsa, ruhsal olan sizler, böyle birini yumuşak ruhla yola getirin.” Tutumumuz öfke yerine yumuşak ruh, amacımız mahkûm etmek yerine yola getirmek olmalıdır.

Hatta henüz birine gidip konuşmaya başlamadan önce, küçük kusurları hoş görmenin yerinde bir tutum olduğunu hatırlayın (bkz. Özd. 19:11). Genel bir kural olarak, eğer aşağıdaki soruların tümüne “hayır” cevabı verebiliyorsanız, söz konusu kusur hoş görülebilir:

      İşlenen kusur Tanrı’nın onurunu ciddi biçimde lekeliyor mu?

      Bir ilişkiye kalıcı zarar verdi mi?

      Diğerlerine ciddi olarak acı veriyor mu? ve

      Kusur işleyenin kendisine ciddi acı veriyor mu?

Eğer bu soruların herhangi birisine “evet” diyorsanız, söz konusu kusur göz ardı edilemeyecek kadar ciddidir ve bu durumda Tanrı gitmenizi ve kusurlu kişiyle konu hakkında özel ve sevgi dolu bir konuşma yapmanızı buyurmaktadır. Bunu yaparken, şunları yapmayı hatırlayın:

      Alçakgönüllük ve bilgelik için dua edin

      Sözlerinizi dikkatlice planlayın (sizinle nasıl yüzleşilmesini istediğinizi düşünün)

      Olası tepkilere hazırlıklı olun ve vereceğiniz uygun yanıtları planlayın (prova yapmak çok faydalı olabilir)

      Doğru zamanı ve yeri seçin (mümkün ise yüzyüze konuşun)

      Aksini kanıtlayacak delillerini olmadıkça o kişi hakkında en iyisini varsayın (Özd. 11:27)

      Dikkatle dinleyin (Özd. 18:13)

      Sadece başkalarının gelişmesine yarayacak olanı söyleyin (Ef. 4:29)

      Karşı taraftan geribildirim isteyin

      Sınırlarınızı bilin (sadece Tanrı insanları değiştirebilir; bkz. Rom. 12:18; 2 Ti. 2:24-26)

Eğer ilk görüşmede anlaşmazlık çözülmezse, vazgeçmeyin. Konuşulanları ve yapılanları gözden geçirin ve müteakip görüşmede daha iyi bir yaklaşım sergilemenin yollarını arayın. Ayrıca karşı tarafa nasıl daha etkili yaklaşabileceğiniz konusunda tavsiye istemek için ruhsal olgunluğa sahip bir arkadaşınızla konuşmanız akıllıca olur.  Bundan sonra daha güçlü bir dua desteğiyle yeniden deneyin.

Eğer tekrarlanan dikkatli girişimler meyve vermiyorsa ve durum hâlâ göz ardı edilemeyecek kadar ciddiyse, sizinle ve karşı tarafla biraraya gelerek arabuluculuk, hakemlik ya da hesap verme yoluyla farklılıklarınızı çözmenize yardımcı olmaları için bir ya da iki kişiyi çağırmalısınız (bkz. Mat. 18:16-20; 1 Ko. 6:1-8).

                   Dördüncü adım: Git ve Barış

Kutsal Kitap’a uygun barıştırmanın en eşsiz özelliklerinden biri hakiki bağışlanma ve uzlaşma arayışıdır. Hristiyanlar dünyada var olan en yüce bağışlanmayı deneyim etmiş olsa da, bu bağışlamayı başkalarına göstermekte çoğu kez başarısız oluruz. İtaatsizliğimizi örtmek için çoğu zaman “Onu bağışlıyorum; sadece artık onunla bir işim olsun istemiyorum” gibi sığ bir cümle kullanırız. Ancak bir düşünün, eğer Tanrı “Seni bağışlıyorum; ancak artık seninle bir işim olsun istemiyorum” deseydi ne hissederdiniz?

Tanrı’ya şükrolsun ki bunu asla söylemez! Aksine, sizi bütünüyle bağışlar ve hakiki barışın yolunu açar. O sizi başkalarını da kesinlikle aynı biçimde bağışlamaya çağırıyor: “Birbirinize hoşgörülü davranın. Birinizin ötekinden bir şikâyeti varsa, Rab'bin sizi bağışladığı gibi, siz de birbirinizi bağışlayın” (Kol. 3:12-14; ayrıca bkz. 1 Ko. 13:5; Mez. 103:12; Yşa. 43:25). Tanrı’nın bağışlamasını sergileyebilmenin bir yolu da birisini bağışladığınız zaman Bağışlamanın Dört Vaadi’ni uygulamaktır.

Bağışlamanın tümüyle kendi başınıza başaramayacağınız ruhsal bir süreç olduğunu unutmayın. Bu nedenle, başkalarını bağışlamaya çalışırken, size sağladığı harika bağışlamayı yansıtabilmek için sürekli olarak Tanrı’dan lütuf göstermesini isteyin.

              

                   Diğer Öneriler

                   Mantıksız İnsanlarla Karşılaşmaya Hazır Olun

Anlaşmazlıkları ele alırken, karşı tarafın yüreğini katılaştırabileceğini ve sizinle barışmayı reddedebileceğini bilmeniz gerekir. Bu olasılığa hazırlıklı olmanın iki yolu vardır.

İlk olarak, Tanrı’nın başarıyı sonuçlara göre değil, sadık itaate göre değerlendirdiğini unutmayın. Tanrı, başkalarını belli bir şekilde davranmaya zorlayamayacağınızı elbet biliyor. Bu yüzden onların davranışlarından ya da bir anlaşmazlığın nihai sonucundan sizi sorumlu tutmayacaktır.

Tanrı’nın sizden tüm beklentisi, O’nun isteğine olabildiğince sadık bir biçimde itaat etmenizdir (bkz. Rom. 12:18). Eğer bunu yaparsanız, anlaşmazlık nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın, “Aferin, iyi ve güvenilir köle” sözünü işittiğinizi bilerek Tanrı’nın huzurundan temiz bir vicdanla ayrılabilirsiniz.

İkinci olarak, Kutsal Kitap’a uygun bir çözüm bulmaktan vazgeçmemeye kararlı olun. Eğer bir çekişme kolaylıkla çözülemiyorsa, o zaman “Bildiğim tüm Kutsal Kitap ilkelerini denedim, ancak işe yaramadılar. Sanırım bunu başka bir yoldan halletmem gerek (yani “dünyanın yoluyla”)” demeye ayartılabilirsiniz.

Bir Hristiyan asla Kutsal Kitap’ı rafa kaldırmamalıdır. Bir anlaşmazlığı çözmeye çalışırken arzu ettiğiniz sonuçları görmediğinizde, dua, Kutsal Kitap çalışması ve kilisenin öğütleri yoluyla Tanrı’yı daha da içtenlikle aramalısınız. Bunu yaparken, dikkatinizi Mesih’e ve O’nun şimdiye dek sizin için yaptığı her şeye odaklamanız gereklidir (bkz. Kol. 3:1-4). Ayrıca kötülüğü alt etmek için Romalılar 12:14-21’de açıklanan beş ilkeyi izlemek de yararlıdır:

      Dilinizi denetleyin (“Sizi lanetleyenleri bereketleyin;” ayrıca bkz. Ef. 4:29)

      Tanrı’yı seven danışmanlar bulun (başkalarıyla işbirliği yapın ve kendinizi soyutlamayın)

      Doğru olanı yapmaya devam edin (bkz. 1Pe. 2;12, 15; 3:15b-16)

      Sınırlarınızı bilin (misilleme yapmak yerine Kutsal Kitap’a uygun kanallar içinde kalın)

      Nihai silahı kullanın: bilinçli, odaklı sevgi (ayrıca bkz. Yuhanna 3:16; Luka 6:27-31)

Bu adımlar, karşı tarafın direnmeyi sürdürmesi halinde sizi en azından kendi hiddetinizin ve dargınlığınızın asidik etkisinden koruyacaktır. Ve bazı durumlarda Tanrı, bu tür eylemleri diğer kişiyi tövbeye yöneltmek için bile kullanabilir (bkz. 1Sa. 24:1-22).

Karşı taraf haksızlık etmeyi sürdürse bile, Tanrı’nın egemen olduğuna ve kendi zamanında onların icabına bakacağına güvenmeye devam edebilirsiniz (bkz. Mezmur 10 ve 37). Acılar karşısında bu tür bir sabır göstermek Tanrı’yı hoşnut eder (bkz. 1Pe. 2:19) ve eninde sonunda bizim iyiliğimize ve O’nun yüceliğine hizmet eder.

                   Yukarıdan Yardım Alın

Hiçbirimiz başkalarıyla kendi gücümüze dayanarak tam ve kalıcı bir barış yapamayız. Tanrı’dan yardım almalıyız. Ama o yardımı almadan önce, Tanrı’nın kendisiyle barış içinde olmamız gerekir.

Tanrı’yla barışmak kendiliğinden gerçekleşmez, çünkü hepimiz günah işledik ve O’na yabancılaştık (bkz. Yşa. 59:1–2). O’nunla paydaşlıktan zevk alabilmek için gereken kusursuz hayatları yaşamak yerine, her birimiz günahla lekelenmiş bir sicile sahip olduk (bkz. Mat. 5:48; Rom. 3:23). Bunun sonucunda, Tanrı’dan sonsuza dek uzak kalmayı hak ediyoruz (Rom. 6:23a). İşte bu kötü bir haber.

İyi haber ise şudur: “Tanrı dünyayı o kadar çok sevdi ki, biricik Oğlu'nu verdi. Öyle ki, O'na iman edenlerin hiçbiri mahvolmasın, hepsi sonsuz yaşama kavuşsun” (Yuhanna 3:16). İsa’ya iman etmek vaftiz olmak, kiliseye gitmek ya da iyi bir insan olmaya çalışmaktan daha büyük bir anlam taşır. Bunları yapmak şimdiye dek işlediğiniz ve hayatınız boyunca da işlemeye devam edeceğiniz günahları silemez. İsa’ya iman etmek, her şeyden önce bir günahkâr olduğunuzu itiraf etmek ve Tanrı’nın onayını kendi işlerinizle kazanmanın hiçbir yolu olmadığını kabul etmektir (Rom. 3:20; Ef. 2:8–9).

İkinci olarak, İsa’nın çarmıh üzerinde ölerek günahlarınızın bedelini bütünüyle ödediği anlamına gelir (Yşa. 53:1–12; 1 Petrus 2:24–25). Diğer bir deyişle, İsa’ya iman etmek Golgota’da sicil kayıtlarınızın takas edildiğine güvenmek anlamına gelir; yani İsa, sizin günahlı sicilinizi kendi üzerine alıp bedelini tamamen ödemiş, size de kendi kusursuz sicilini bahşetmiştir.

İsa’ya iman edip O’nun kusursuz doğruluk sicilini aldığınız zaman, Tanrı’yla gerçek bir barışa kavuşursunuz. Bu barışa kavuşmanızla birlikte Tanrı, birçoğu yukarıda açıklanan Kutsal Kitap barıştırma ilkelerini izlemeniz sayesinde size diğerleriyle barış yapmanız için artan bir yetenek verecektir (bkz. Flp. 4:7; Mat. 5:9).

Eğer günahlarınızı Tanrı’ya itiraf etmediyseniz ve İsa Mesih’e Kurtarıcınız, Rabbiniz ve Kralınız olarak iman etmediyseniz, aşağıdaki duayı içtenlikle tekrarlayarak bunu hemen şimdi yapabilirsiniz:

Rab İsa,

Bir günahkâr olduğumu biliyorum ve iyi işlerimin yaptığım kötülükleri asla telafi edemeyeceğini anlıyorum. Beni bağışlamana ihtiyacım var. Günahlarım için öldüğüne inanıyorum ve günahlarımı terk etmek istiyorum. Şimdi benim Kurtarıcım olduğuna güveniyorum. Kilisenin paydaşlığında Rabbim ve Kralım olarak Senin ardından geleceğim.

Eğer bu duayı ettiyseniz, Kutsal Kitap’ın sadakatle öğretildiği ve uygulandığı bir kilisede diğer Hristiyanlar’la paydaşlık kurmanız elzemdir. Bu paydaşlık, zorlu bir anlaşmazlık içinde olsanız dahi Tanrı’yı daha iyi tanımanıza, imanda büyümenize, buyruklarına itaat etmenize yardım edecektir.

                   Kiliseden Yardım Alın

Tanrı, barışma ilkelerini uygulamanıza yardım ettikçe, gündelik hayatın getirdiği normal anlaşmazlıklarının çoğunu kendi başınıza çözebileceksiniz. Ancak bazen nasıl ele alacağınızı bilmediğiniz durumlarla da karşılaşacaksınız. Böyle durumlarda, size bu ilkeleri nasıl daha etkin uygulayabileceğiniz konusunda tavsiyeler verebilecek ruhsal olgunluğa sahip bir kilise üyesine danışmak yerindedir.

Çoğu durumda, bu türden bir “koçluk” almak, anlaşmazlıkta olduğunuz kişiye giderek farklılıklarınızı başbaşa çözmeniz için sizi teşvik edecektir. Eğer tavsiye aldığınız kişi anlaşmazlık çözümünde çok tecrübeli değilse, ona Guiding People through Conflict adlı kitapçığın bir kopyasını vermeniz faydalı olacaktır. Bu kitapçık başka insanların anlaşmazlıklarını çözmelerine yardımcı olmak için pratik ve ayrıntılı bilgiler içeren bir rehberdir.

Bireylerin verdiği tavsiyeler tartışma konusunu çözmenize yardım etmiyorsa, sizinle ve karşı tarafla biraraya gelip arabuluculuk ya da hakemlik yoluyla farklılıklarınızı çözmenize yardımcı olmaları için saygı duyulan bir ya da iki ortak arkadaşınızı çağırmalısınız (bkz. Mat. 18:16-17; 1Ko. 6:1-8). Anlaşmazlık çözümünde rehberlik ve yardım almakla ilgili daha fazla bilgi için bkz. Get Help With Conflict.

 

 

 

 

 


Kaygan Eğim

               Anlaşmazlığın Tepesinde Kalmak

Zarar veren anlaşmazlıklar genelde elde edilmeyen arzulardan ileri gelir.

“Aranızdaki kavgaların, çekişmelerin kaynağı nedir? Bedeninizin üyelerinde savaşan tutkularınız değil mi? Aranızdaki kavgaların, çekişmelerin kaynağı nedir? Bedeninizin üyelerinde savaşan tutkularınız değil mi? Bir şey arzu ediyor, elde edemeyince adam öldürüyorsunuz. Kıskanıyorsunuz, isteğinize erişemeyince çekişip kavga ediyorsunuz. Elde edemiyorsunuz, çünkü Tanrı'dan dilemiyorsunuz.”  (Yakup 4:1-2)

İyi istekler bile başkalarını yargılamamıza ve sonra istediğimizi elde edene kadar onları cezalandırmaya ya da kendimizden uzaklaştırmamıza yol açabilecek kontrolcü taleplere ya da putlara dönüşebilir (bkz. Luka 10:38-42). Bu gelişim çoğu zaman küçük farklılıklarla başlar, ancak hiç farkına varmadan iki yönden birine yuvarlanabileceğimiz kaygan bir anlaşmazlık eğiminden aşağıya doğru kayıveririz.

SlipperySlopev1.png

                   Kaçış Tepkileri

İnsanlar, farklılıkları çözmek yerine nahoş kişilerden ya da durumlardan kaçınmayı tercih ettiklerinde kaçış tepkileri göstermeye eğilimlidirler.

İnkâr—Anlaşmazlıktan kaçmanın yollarından biri, ortada bir sorun yokmuş gibi davranmaktır. Bir diğeri de anlaşmazlığı adamakıllı çözmek için yapılması gereken şeyi yapmayı reddetmektir. Bu tepkiler sadece geçici bir rahatlama sağlar ve genelde işleri daha kötü hale getirir (bkz. 1Sa. 2:22-25).

Terk—Anlaşmazlıktan kaçmanın bir başka yolu terk etmektir. Bu davranış bir ilişkide geri çekilmek, işten ayrılmak, boşanma davası açmak ya da kilise değiştirmek biçimini alabilir. Terk etme aşırı durumlarda haklı nedenlere dayanabilir (bkz. 1Sa. 19:9-10), ama çoğu durumda soruna doğru dürüst bir çözüm bulmayı geciktirir.

İntihar—İnsanlar anlaşmazlığı çözme umudunu bütünüyle yitirdiklerinde, kendi hayatlarına son vermeye kalkışarak içinde bulundukları durumdan kaçmayı (ya da çaresizce yardım çığlığı atmayı) düşünebilirler (bkz. 1Sa 31:4). İntihar etmek anlaşmazlıklarla başa çıkmak için asla doğru bir yol olamaz.

                   Saldırgan Tepkiler

İnsanlar bir ilişkiyi korumak yerine başkalarını kontrol etmek ve istediklerini elde etmekle daha çok ilgilendikleri zaman saldırgan tepkiler göstermeye eğilimli olurlar.

Hücum—Bazı insanlar karşı tarafı alt etmeye çalışmak için sözlü saldırılar (dedikodu ve iftira dahil), fiziksel şiddet, finansal ya da profesyonel zarar verme çabaları gibi çeşitli baskı ve korkutma yolları kullanırlar (bkz. Elç. 6:8-15). Böyle davranışlar anlaşmazlığı her zaman daha kötü bir duruma sokar.

Dava—Bazı anlaşmazlıkların mahkemelere taşınması meşru olmakla birlikte (bkz. Elç. 24:1-26:32; Rom. 13:1-5), davalar genelde ilişkilere zarar verir, Hristiyan tanıklığımızı zayıflatır ve çoğu zaman tam bir adalet sağlamayı başaramaz. Bu nedenle Hristiyanlar’a aralarındaki anlaşmazlıkları mahkemeler yerine kilise içerisinde çözmeleri için her çabayı göstermeleri buyrulmuştur (bkz. Mat. 5:25-26; 1Ko. 6:1-8).

Cinayet—En uç durumlarda, insanlar bir anlaşmazlıkta kazanan taraf olmak uğruna cinayet işlemeyi bile göze alırlar (bkz. Elç. 7:54-58). Çoğu insan fiiliyatta adam öldürmese de, yüreğimizde öfke ya da nefret beslediğimiz zaman gene de Tanrı’nın gözünde cinayet işlemiş sayılırız (bkz. 1 Yuhanna 3:15; Mat. 5:21-22).

                   Müjde—Barışın Anahtarı

Anlaşmazlıkla başa çıkma yolumuzu değiştirmenin anahtarı Müjde’dir; yani Tanrı, günahlarımıza karşılık ölen ve dirilişiyle bize yeni yaşam veren Oğlu’nu göndererek bizimle barıştı ve bizi birbirimizle barıştırdı (Kol. 1:19-20; Ef. 2:14-16). İsa’ya iman ettiğimizde, bağışlanırız ve Mesih’le ve birbirimizle birleşiriz (Elç. 10:43; Flp. 2:1-2). Tanrı daha sonra bizi Oğlu’nun benzeyişine dönüştürmeye başlar. Böylece anlaşmazlık durumlarında günahlı kaçışlardan ve saldırganca alışkanlıklardan özgür olabilir, Tanrı’nın barışçıl sevgisinin yüceliğini yansıtan barış yapıcıları olmak üzere olgunlaşabiliriz (2Ko. 3:17-18; Kol. 3:12-15).

                   Barışma Tepkileri

Barış yapıcıları lütuf soluyan insanlardır. Müjde’den esinlenerek sürekli İsa Mesih’in iyiliğini ve gücünü içlerine çeker ve sonra öfkeyi yok etmek, anlayışı geliştirmek, adaleti sağlamak, tövbeye ve uzlaşmaya örnek olmak için O’nun sevgisini, merhametini, bağışlamasını ve hikmetini dışarı verirler.

Kaygan eğimin tepe kısmında yer alan altı adet tepki türü iki kategoriye ayrılabilir: kişisel barışma tepkileri ve yardım alınan barışma tepkileri:

Kişisel Barışma

Sizinle karşı taraf arasındaki anlaşmazlıkların kişisel ve özel olarak sadece sizin aranızda çözülmesinin Kutsal Kitap’ta üç yolu vardır.

Kusuru hoş görme—Birçok tartışma o kadar önemsizdir ki sessizce görmezden gelerek çözülmelidirler. “Sağduyulu kişi sabırlıdır, Kusurları hoş görmesi ona onur kazandırır.” (Özd. 19:11). Bir kusuru hoş görmek bir tür bağışlamadır ve bu konuda konuşmamak, üzerinde durmamak ya da bastırılmış bir öfke ya da dargınlığa yer vermemek için bilinçli bir karar gerektirir.

Uzlaşma—Eğer bir kusur hoş görülemeyecek kadar ciddiyse ya da ilişkimize zarar veriyorsa, itiraf, sevgiyle disiplin etme ve bağışlama yoluyla kişisel ya da ilişkisel meseleleri çözmemiz gerekir. “kardeşinin sana karşı bir şikâyeti olduğunu anımsarsan . . . kardeşinle barış” (Mat. 5:23-24). “Kardeşler, eğer biri suç işlerken yakalanırsa, ruhsal olan sizler, böyle birini yumuşak ruhla yola getirin” (Gal. 6:1; bkz. Mat. 18:15). “Rab'bin sizi bağışladığı gibi, siz de birbirinizi bağışlayın.” (Kol. 3:13).

Müzakere—İlişkisel meseleleri başarıyla çözebilsek bile, para, mülk ya da diğer haklarla ilgili maddi meseleler üzerinde hâlâ müzakere etmemiz gerekebilir. Bu müzakere, her iki tarafın da yasal ihtiyaçlarını tatmin eden bir anlaşmaya varmak için işbirliğiyle yürütülen bir pazarlık süreciyle mümkün olur. “Yalnız kendi yararını değil, başkalarının yararını da gözetsin.” (Flp. 2:4).

Yardım Alarak Barışma

Bir anlaşmazlık konusu kişisel olarak çözülemediği zaman, Tanrı bizi diğer imanlılardan yardım almaya çağırmaktadır.

Arabuluculuk—Eğer iki kişi kendi aralarında anlaşmaya varamazsa, daha etkili bir iletişim kurmalarına ve olası çözümleri keşfetmelerine yardım etmek üzere tarafsız bir ya da iki kişiden yardım istemelidir. “Ama dinlemezse, yanına bir ya da iki kişi daha al” (Mat. 18:16). Bu arabulucular sorular sorabilir ve öğüt verebilirler, ama taraflar farklılıklarının çözümünde nihai kararı verme sorumluluğunu ellerinde tutarlar.

Hakemlik—Maddi bir mesele üzerinde gönül rızasıyla bir uzlaşmaya varılamadığı zaman, iki tarafın iddialarını dinlemeleri ve meseleyi bir karara bağlamaları için bir ya da daha fazla hakem ya da yargıç atayabilirsiniz. “İnanlılar topluluğunda en önemsiz sayılanları mı yargıç atıyorsunuz?” (1Ko. 6:4).

Sorumlu tutma—Hristiyan olduğunu iddia eden kişilerin barışmayı ve doğru olanı yapmayı reddederek Rab’den uzaklaştığı durumlarda, İsa, bu kişileri Kutsal Yazılar karşısında sorumlu tutmaları, onları tövbe, adalet ve bağışlama sürecine sokmaları için kilise önderlerine sevgiyle müdahale etmeyi buyurmaktadır: “Bir adamın yüz koyunu olsa ve bunlardan biri yolunu şaşırsa … yolunu şaşıranı aramaya gitmez mi? … Onları da dinlemezse, durumu inanlılar topluluğuna bildir” (Mat. 18:12,17).

Gördüğünüz gibi, kaçış tepkileri sadece sorunun uygun çözümünü ertelerken, saldırgan tepkiler genelde ilişkilere zarar verir ve anlaşmazlıkları daha da kötü bir duruma sokar. Bu yüzden, anlaşmazlıkları öncelikle barışma tepkilerinin ilk üçünden (kusuru hoş görme, uzlaşma ve müzakere) biri yoluyla kişisel ve özel bir yaklaşımla çözmeye çalışmalısınız. Bu adımları Kutsal Kitap’a sadık bir tutumla uygulamayı öğrenmek için bkz. Dört Adım.

Eğer tekrarlanan kişisel barışma çabaları sorunu çözmüyorsa, o halde kilisenizden ya da toplumunuzdan diğer insanların yardımını gerektiren barışma tepkilerinden (arabuluculuk, hakemlik ya da sorumlu tutma) birine başvurmanız gerekebilir. Yardım alınan tepkiler hakkında daha fazla bilgi için bkz. Resolving Conflict through Christian Conciliation.

               Anlaşmazlığın özüne inmek

               Kavgaların ve Çekişmelerin Kaynağı Nedir?

Eğer insanlar kötü alışkanlıklarından vazgeçip anlaşmazlıklara lütufkâr ve yapıcı bir biçimde tepki göstermeyi seçselerdi, ne harika olurdu, değil mi? Ama bunun olması o kadar kolay değil. İçine düştükleri davranış kalıbından özgür olmak için anlaşmazlığa neden böyle tepki verdiklerini anlamaları gerekir.

İsa bu konuda bize açık bir yön göstermektedir. Yeryüzündeki hizmeti sırasında, genç bir adam Rab’be yaklaşarak O’ndan kardeşiyle arasındaki bir anlaşmazlığı çözmesini istedi. İsa adama, “Ey adam! Kim beni üzerinizde yargıç ya da hakem yaptı?” diye cevap verdi. Sonra kalabalığa şöyle seslendi, “Dikkatli olun! Her türlü açgözlülükten sakının. Çünkü insanın yaşamı, malının çokluğuna bağlı değildir.” (Luka 12:13-15).

Bu pasaj ortak bir insan davranışını ortaya koyar. Bir anlaşmazlık yaşadığımızda, karşı tarafın yaptığı haksızlığa ya da neleri doğru yapması gerektiğine tutkulu biçimde odaklanmaya meylederiz. Bunun aksine Tanrı, birileriyle çekiştiğimiz zaman, bizi her zaman kendi yüreğimizde olup bitenlere odaklanmaya çağırmaktadır. Neden? Çünkü tüm düşüncelerimiz, sözlerimiz ve eylemlerimiz yüreğimizden kaynaklanır ve dolayısıyla çekişmelerimizin çıkış noktası orasıdır. “Çünkü kötü düşünceler, cinayet, zina, fuhuş, hırsızlık, yalan yere tanıklık ve iftira hep yürekten kaynaklanır” (Matt. 15:19).

Çekişmelerde yüreğin oynadığı merkezi rol Yakup 4:1-3’te canlı biçimde tasvir edilir. Eğer bu pasajı anlarsanız, anlaşmazlıkları önlemek ve çözmek için bir anahtar bulmuşsunuz demektir.

“Aranızdaki kavgaların, çekişmelerin kaynağı nedir? Bedeninizin üyelerinde savaşan tutkularınız değil mi? Bir şey arzu ediyor, elde edemeyince adam öldürüyorsunuz. Kıskanıyorsunuz, isteğinize erişemeyince çekişip kavga ediyorsunuz. Elde edemiyorsunuz, çünkü Tanrı'dan dilemiyorsunuz. Dilediğiniz zaman da dileğinize kavuşamıyorsunuz. Çünkü kötü amaçla, tutkularınız uğruna kullanmak için diliyorsunuz.”

Bu pasaj yıkıcı çekişmelerin kökündeki sebebi açıklamaktadır: Çekişmeler yüreklerimizdeki tatminsiz arzulardan ileri gelir. İstediğimiz ya da ihtiyacımız olduğunu düşündüğümüz bir şeye sahip olmadıkça tatmin olamayacağımızı hissettiğimizde, arzu talep haline dönüşür. Eğer bir kimse yüreğimizdeki arzuyu karşılamazsa, yüreğimizde onu mâhkum eder, yolumuzu açmak için çekişir ve kavga ederiz. Kısacası, arzular talepler haline geldiğinde ve yolumuza çıkanları yargılayıp cezalandırdığımızda çekişmeler baş gösterir. Şimdi bu süreci adım adım inceleyelim.

               Bir Putun Yükselişi

                   İstiyorum

Çekişmeler her zaman bir tür istekle başlar. İntikam, şehvet ya da açgözlülük gibi bazı istekler yapıları itibariyle yanlıştır. Ancak bazıları kendi içlerinde yanlış sayılmazlar. Örneğin, huzur ve sessizlik, temiz bir ev, yeni bir bilgisayar, iş hayatında başarı, eşinizle daha yakın ilişki ya da saygılı çocuklar gibi şeyler istemekte doğal olarak yanlış bir şey yoktur.

Eğer eşinizle daha yakın ilişki kurmak gibi iyi bir isteğiniz karşılanmazsa, bu konuda eşinizle konuşmak son derece doğru bir yaklaşımdır. Konuştuğunuz zaman, bu konuda ikinize de yararlı olabilecek ortak davranış biçimlerini keşfedebilirsiniz. Eğer keşfedemezseniz, pastörünüze ya da farklılıklarınızı anlamanıza ve evliliğinizi güçlendirmenize yardım edebilecek bir Hristiyan danışmana başvurmanız yerinde olabilir.

Ancak ya eşiniz sürekli olarak belirli bir isteğinizi yerine getirmiyor ve bu konuyu sizinle ya da bir başkasıyla tartışmaya yanaşmıyorsa, ne olacak? O zaman bu sizin için bir yol ayrımı demektir. Bir taraftan, Tanrı’ya güvenip O’ndan zevk alabilirsiniz (Mezmur 73:25). Eşiniz nasıl davranırsa yapsın, büyümeye ve olgunlaşmaya devam etmek için Tanrı’dan yardım isteyebilirsiniz (Yakup 1:2-4). Ve eşinizi sevmeye, Tanrı’nın onun hayatını bereketlemesi için dua etmeye devam edebilirsiniz (1 Yuhanna 4:19-21; Luka 6:27-28). Bu yolu izlediğiniz takdirde, Tanrı sizi bereketlemeyi ve içinde bulunduğunuz zor durumu kullanarak sizi Mesih benzeyişinde değiştirip dönüştürmeyi vaat etmektedir (Romalılar 8:28-29).

Diğer taraftan, yaşadığınız hüsrana takılıp kalabilir ve bunun hayatınızı kontrol etmesine izin verebilirsiniz. Böyle bir durumda, en iyi ihtimalle kendinize acıma ve eşinize karşı dargınlık hisleri başgösterecektir. En kötü durumda ise evliliğiniz yıkılacaktır. Bu aşağıya inen sarmalın nasıl evrildiğine bir bakalım

                    Talep ediyorum

Karşılanmamış istekler, yüreklerimizin derinliklerine işleme potansiyeline sahiptir. Bu durum özellikle, bir isteğimizi mutlu ya da tatmin olmak için mutlaka elde etmemiz gerek bir ihtiyaç ya da hak olarak gördüğümüz zaman doğrudur. Bir isteği mazur göstermenin ya da haklı çıkarmanın birçok yolu vardır.

      “Bütün hafta çok sıkı çalışıyorum. Eve geldiğimde biraz olsun huzur ve sessizliği hak etmiyor muyum?”

      “Seni okula göndermek için iki işte çalıştım; saygını ve takdirini hak ediyorum.”

      “Aile bütçesini yönetmek için saatler harcıyorum; gerçekten bir bilgisayara ihtiyacım var.”

      “Kutsal Kitap beklenmedik hallere karşı birikim yapmamızı söylüyor; kenara daha çok para koyabilmek için bütçemizi daraltmamız gerek.”

      “Tanrı yeni işlere atılmam için bana armağan verdi ve ailemize destek olmam için çok çalışmamı istiyor. Bana daha çok destek olmanıza ihtiyacım var.”

      “Kutsal Yazılar, karı ve kocanın sevgide tam birleşmesi gerektiğini söylüyor. Seninle daha çok cinsel ilişkiye ihtiyacım var.”

      “Ben sadece Tanrı’nın buyurduğu şeyi istiyorum: anne babasına saygı göstermeyi ve Tanrı vergisi armağanlarını sonuna dek kullanmayı öğrenmiş çocuklar.”

Bu cümlelerin her birinde bir geçerlilik payı vardır. Sorun şu ki, eğer isteğimiz yerine gelmezse, bu tutumlar bizi bir kısır döngüye sokabilir. Bir şeyi ne kadar çok istersek, onun bir ihtiyaç duyduğumuz ya da hak ettiğimiz bir şey olduğunu o kadar çok düşünürüz. Ve onu hak ettiğimizi ne kadar çok düşünürsek, onsuz mutlu ve güvende olamayacağımıza o kadar çok ikna oluruz.

İstek duyduğumuz nesneyi tatmin olmamız ve iyiliğimiz için gerekli gördüğümüz zaman, istekten uzaklaşıp talep halini alır. “Keşke buna sahip olsaydım” cümlesi “Sahip olmalıyım!” haline dönüşür. Sorunun başladığı yer burasıdır. İlk baştaki istek doğası itibariyle yanlış olmasa bile, o kadar güçlenmiştir ki, düşüncelerimizi ve davranışımızı kontrol etmeye başlar. Kutsal Kitap terminolojisine göre artık bir “put” haline gelmiştir.

Put denince çoğumuzun aklına putperestlerin tapındığı tahta, taş ya da demirden yapılma heykelcikler gelir. Ancak bu sözcük bundan çok daha geniş ve kişisel bir anlama sahiptir. Put sözcüğü, bir kavram olarak mutlu, tatminkâr ya da güvende olmak için Tanrı’nın yerine güvendiğimiz herhangi bir şey demektir. Kutsal Kitap’ın diliyle put, Tanrı’dan ayrı olarak yüreğimizi bağladığımız (Luka 12:29), bizi motive eden (1 Korintliler 4:5), yöneten ve idare eden (Mezmur 119:133; Efesliler 5:5) ya da güvendiğimiz, korktuğumuz ya da hizmet ettiğimiz (Yeşaya 42:17; Matta 6:24; Luka 12:4-5) bir şeydir. Kısacası, Tanrı’nın yerine sevdiğimiz ve peşinde koştuğumuz bir şeydir (bkz. Filipililer 3:19).

Hayatlarımızı kontrol edici etkisi düşünüldüğünde, put yerine “sahte tanrı” ya da “kullanışlı tanrı” ifadeleri de kullanılabilir. Martin Luther’in yazdığı gibi, “Herhangi iyi bir şey için ya da her ihtiyacımızda sığınak olarak gördüğümüz her neyse, ‘tanrı’ kavramıyla kastedilen şey odur. Bir tanrıya sahip olmak, ona yürekten güvenmek ve inanmaktan başka bir şey değildir. . . Yüreğinizi neye verir, varlığınızı neye emanet ederseniz, size derim ki, gerçekte tanrınız odur.”

İçten Hristiyanlar bile putperestlik ile mücadele halindedir. Tanrı’ya iman edebilir ve sadece O’na hizmet etmek istediğinizi söyleyebilirsiniz, ama bazı zamanlarda diğer etkilerin bizi yönetmesine izin veririz. Bu bakımdan, antik İsrail halkından farklı değiliz: “Bu uluslar aynı zamanda hem RAB'be, hem de putlarına tapıyorlardı. Çocukları ve torunları da bugüne dek ataları gibi yaşıyorlar.” (2. Krallar 17:41).

Putların kötü istekler kadar iyi isteklerden de kaynaklanabileceği gerçeğini vurgulamak önemlidir. Sorun, çoğu kez ne istediğimiz değil, o şeyi çok fazla istememizdir. Örneğin, bir adamın karısıyla tutkulu bir cinsel ilişki istemesi ya da bir kadının kocasıyla açık ve dürüst bir iletişim kurmak istemesi ya da ikisinden birinin düzenli olarak büyüyen bir birikim hesabı istemesi mantıksız şeyler değildir. Bunlar iyi isteklerdir, ancak eşlerden birinin tatmini ve mutluluğu için karşılanması zorunlu taleplere dönüşürlerse, bunun sonucunda bir evliliği yok edebilecek derecede hüsran, nefret ya da kendine acıma duyguları ortaya çıkacaktır.

İyi bir isteğin günahlı bir talebe ne zaman dönüştüğünü nasıl ayırt edebilirsiniz? Yüreğinizin gerçek durumunu ortaya koymak için dua ederek kendinize “röntgen” soruları sorarak başlayabilirsiniz.

      Neyle meşgulum? Aklıma sabah ilk ve gece son gelen düşünce nedir?

      Şu cümleyi nasıl tamamlarım: “Eğer sırf _____________ olsaydı, o zaman mutlu, tatminkâr ve güvende olurdum”?

      Neyi korumak ya da neyden kaçınmak istiyorum?

      Neye güveniyorum?

      Neyden korkuyorum?

      Belli bir isteğim yerine gelmediğinde, hüsran, endişe, dargınlık, kırgınlık, öfke ya da depresif hissediyor muyum?

Elde etmek için başkalarını hüsrana uğratmaya ya da onlara acı vermeye razı olacak kadar çok istediğim bir şey var mı?

Yüreğinizdeki putları araştırırken, çoğu zaman gizlenme, kılık değiştirme ve haklı gösterme katmanlarıyla karşılaşacaksınız. Daha önce söz ettiğimiz gibi, en kurnaz gizlenme araçlarından biri de sadece Tanrı’nın buyurduğu şeyi istediğimizi öne sürmemizdir.

Örneğin, bir anne çocuklarının kendisine karşı saygılı ve itaatli olmalarını, birbirlerine nazik davranmalarını ve yeteneklerini geliştirmekte gayretli olmalarını isteyebilir. Ve bu hedeflerin her birini Tanrı’nın böyle bir tutum istediğini gösteren ayetler vererek destekleyebilir.

Annenin sürekli teşviğine ya da azarına rağmen, çocuklar bu hedefleri gerçekleştirmedikleri zaman, kendisini hayal kırıklığına uğramış, kızgın ya da dargın hissedebilir. O zaman kendine şöyle sorması gerekir, “Neden böyle hissediyorum? Tanrı’nın standartlarına göre yaşamadıkları için öfkelenmekte haklı mıyım? Yoksa istediğim sakin, rahat ve huzurlu günü bana yaşatmadıkları için bencil bir öfke mi sergiliyorum?”

Çoğu durumda, ikisinin bir karışımı olacaktır. Anne bir yandan, hem Tanrı’nın yüceliği hem de kendi iyilikleri için çocuklarının Tanrı’yı her bakımdan sevmelerini ve O’nun sözünü dinlemelerini ister. Ancak diğer yandan kendi rahatını ve huzurunu da düşünerek bunları ister. Gerçekte hangi istek yüreğini ve tepkilerini kontrol ediyor?

Eğer Tanrı merkezli istek annenin yüreğinde egemense, itaatsiz çocuklarına vereceği tepki Tanrı’nın verdiği terbiyeyle nitelenmelidir. “RAB sevecen ve lütfedendir, Tez öfkelenmez, sevgisi engindir.” (Mezmurlar 103:8). Tanrı’nın terbiyesini uygularken, vereceği tepki Galatyalılar 6:1’de verilen yola getirici ilkelerle uyumlu olacaktır: “Eğer biri suç işlerken yakalanırsa, ruhsal olan sizler, böyle birini yumuşak ruhla yola getirin. Siz de ayartılmamak için kendinizi kollayın.” Diğer bir deyişle, vereceği terbiye doğrudan ve katı olsa bile, yumuşak bir ruh ve sevgiyle sarılı olacak, dargınlığa ya da bağışlamazlığa yer bırakmayacaktır.

Diğer taraftan, eğer rahat ve huzur isteği bir put haline gelmişse, çocuklarına göstereceği tepki çok farklı olur. Parlayan bir öfkenin yanı sıra kaba ve gereksiz yere kırıcı sözler ya da disiplin uygulamaları görülür. İstekleri hüsrana uğradığı için dargın ya da kızgın hissedebilir. Ve çocuklarına disiplin uyguladıktan sonra bile, bir şekilde cezalarını uzatan ve bir daha onu kızdırmamaları için uyaran soğuk tavrını korur. Eğer annenin sıklıkla verdiği tepki bu tutum ve eylemler biçiminde oluyorsa, bu, Tanrı’ya bağımlı çocuk isteğinin muhtemelen putperestce bir talebe dönüştüğünün bir işaretidir.

                   Yargılıyorum

Putperestliğin bir diğer işareti başkalarını yargılama eğilimidir. İnsanlar isteklerimizi yerine getirmez ve beklentilerimizi karşılamazsa, sözlerimizle olmasa bile yüreğimizde onları eleştirir ve mâhkum ederiz. Dave Powlison’un yazdığı gibi:

Başkalarını yargılarız—eleştiririz, kusur buluruz, suçlarız, saldırırız, mâhkum ederiz— çünkü Tanrı’yı oynarız. Bu çok çirkindir.

[Kutsal Kitap der ki] “Tek Yasa koyucu, tek Yargıç vardır; kurtarmaya da mahvetmeye de gücü yeten O'dur. Ya komşusunu yargılayan sen, kim oluyorsun?” Yargıladığımız zaman biz kim oluyoruz? Tanrı gibi olmaya meraklı biri. Aslında bunu yaparak Şeytan’ın kendisine benziyoruz (Yakup 3:15 ve 4:7’de Şeytan’dan söz edilmesi hiç şaşırtıcı değil). Tıpkı Tanrı’nın tahtını gaspetmeye kalkışan ve kardeşlerin suçlayıcısı olan düşman gibi davranıyoruz. Kavga ettiğimiz zaman, zihinlerimiz suçlamalarla doluyor: senin yanlışların ve benim doğrularım beynimi meşgul ediyor. Kurduğumuz mini krallıklarda adil yargıcı oynuyoruz.

Bu görüş bizi tir tir titretmelidir! İsteklerimizi yerine getirmedikleri için diğer insanları yargıladığımızda ve yüreğimizde mâhkum ettiğimizde, Şeytan’ı taklit ederiz (bkz. Yakup 3:15; 4:7). Putperestlik sorunumuzu böylece ikiye katlamış oluruz: Putperestçe bir isteğin yüreklerimize egemen olmasına izin vermekle kalmayız, aynı zamanda kendimizi yargılayan mini tanrılar konumuna yükseltiriz. Acı verici bir anlaşmazlığın formülü budur.

Bunu söylemek, insanları değerlendirmenin ve hatta belli sınırlar dahilinde yargılamanın doğası gereği yanlış olduğu anlamına gelmez. Kutsal Yazılar, sevgiyle yüzleşmek dahil olmak üzere münasip yollarla karşılık verebilmemiz ve hizmet edebilmemiz için başkalarının davranışlarını gözlememizi ve değerlendirmemizi öğretir (bkz. Matta 7:1-5; 18:15; Galatyalılar 6:1).

Ancak üstünlük, öfke, mâhkum etme, dargınlık ya da nefret duygularıyla hareket ederek başkalarını günahlı biçimde yargılamaya başladığımızda çizgiyi aşarız. Günahlı bir yargılama, çoğu zaman başkalarının motivasyonları üzerinde spekülasyon yapmayı içerir. En çok da, onlara karşı hâkiki bir sevgi ve ilgi yokluğunu ortaya koyar. Bu tutumlar mevcutsa, yargılamamız çizgiyi aşmış ve biz Tanrı’yı oynuyoruz demektir.

Başkalarına ne kadar yakınsak, onlardan beklentilerimiz de o kadar çok olur ve beklentilerimizi karşılamadıkları zaman, onları yargılamamız daha olası hale gelir. Örneğin, eşimize bakarak aklımızdan şunu geçirebiliriz, “Eğer beni gerçekten seviyorsan, herkesden önce sen bu ihtiyacı karşılamaya yardım edeceksin.” Çocuklarımız düşünüp şöyle deriz, “Ne de olsa senin için çalıştım, bunu bana borçlusun.”

Akrabalar, yakın arkadaşlar ya da kilisemizin üyeleri üzerine benzer beklentiler koyabiliriz. Beklentiler kendi içinde kötü değildir. Diğerlerinin en iyisini yapacağını ummak iyidir ve en yakınımızda olanlardan anlayış ve destek beklemek makul bir şeydir.

Ama dikkat etmezsek, bu beklentiler başkalarını yargılamak için kullandığımız koşullar ve standartlar haline gelebilir. İnsanların bağımsız olmasını, farklı düşünmesini ya da başarısızlığa uğramasını hoş görmek yerine, beklentilerimizi onlara sert bir tutumla dayatırız. Aslında, onlardan putlarımıza bağlılık göstermelerini bekleriz. Bunu yapmayı reddettikleri zaman, yüreklerimizde ve sözlerimizle onları mâhkum ederiz ve çatışmalarımız daha yoğun bir seviyeye çıkar.

 

                   Cezalandırıyorum

Putlar her zaman bizden kurban talep ederler. Diğer insanlar talep ve beklentilerimizi yerine getirmeyince, putlarımız onların acı çekmesini ister. Böylece bilerek ya da bilmeden, isteklerimize boyun eğsinler diye insanları cezalandırmanın yollarını ararız.

Bu cezalandırma birçok yolla olabilir. Bazen beklentilerimizi karşılamayanlara acı vermek için onlara kırıcı sözlerle saldırır, açık bir öfkeyle tepki gösteririz. Böyle yaptığımızda, o kişileri putlarımızın sunaklarına koyarak, bir putperest bıçağıyla olmasa da, dilimizin keskin tarafıyla kurban etmiş oluruz. Sadece irademize teslim olduklarında ve istediğimiz şeyi bize verdiklerinde, onlara acı vermeyi durdururuz.

Ancak putlarımızın önünde eğilmeyenleri başka yollarla da cezalandırırız. Çocuklarımız, onların isteklerini yerine getirmediğimiz zaman somurturlar, ayaklarını yere vururlar ya da kötü bakışlar fırlatırlar. Yetişkinler de çocuklar gibi yüzlerinde acılı ya da incinmiş bir ifadeyle etrafta dolaşarak diğerlerine suçluluk ya da utanç duygusu empoze edebilirler. Hatta bazıları, insanları cezalandırmak ve kontrol etmek için fiziksel şiddete ya da cinsel tacize başvurmaktadır.

İmanda büyüdükçe ve günahımızı daha çok fark ettikçe, birçoğumuz açık ve günahlı olduğu belli olan cezalandırma yöntemlerini tanır ve reddederiz. Ancak putlarımız yaptıkları etkilerden kolayca vazgeçmezler ve bizi çoğu zaman daha sinsi cezalandırma yöntemleri geliştirmeye yönlendirirler.

Bir ilişkide geri adım atmak başkalarını incitmenin yaygın bir yoludur. Bunun içerisinde diğer kişiye karşı inceden bir soğukluk hissettirmek, sevecenlikten ya da fiziksel temastan kaçınmak, üzgün ya da kederli durmak, gözlerinin içine bakmamak ya da hatta ilişkiyi tümüyle sonlandırmak bulunabilir.

Uzun bir süre inceden inceye nahoş imalar göndermek çağlardan beri var olan bir ceza yöntemidir. Örneğin, bir arkadaşım, eşinin belli bir hizmete çok zaman ayırmasından hoşnut olmadığını söylemişti. Bahsi şu sözle kapattı, “Hepimizin bildiği gibi anne mutsuzsa, kimse mutlu olamaz!” Bunu söylerken güldü, ama yaptığı bu yorum bana bir özdeyişi hatırlattı, “Kavgacı kadının dırdırı Yağmurlu günde damlaların dinmeyen sesi gibidir.” (Özdeyişler 27:15). Kadınlar evin içindeki tonu ayarlamak gibi eşsiz bir yeteneğe sahiptir. Eğer kadın dikkat etmezse, bu armağanı saptırarak ailesine “Ya benim istediğime uyun ya da acı çekin” mesajı verdiği nahoş ya da rahatsız bir atmosfer yaratmak için kullanabilir. Böyle bir davranış bir imansızlık eylemidir: Ailesini bereketlemek için Tanrı’nın lütuf yoluna güvenmek yerine, onları manipülasyon yaparak değiştirmek için kendi cezalandırma yöntemlerine güvenmektedir. Elbette bir erkek de aynı şeyi yapabilir; sürekli eleştirel ve mutsuz olarak, ailesindeki herkes onun putlarına teslim olana dek onları berbat hissettirebilir. Böyle bir tutumun sonucunda her zaman yüzeysel ve dağılmış bir aile ortaya çıkar.

Başkalarına acı vermek, yüreğimizde bir putun egemen olduğunun en kesin işaretlerinden biridir (bkz. Yakup 4:1-3). İster bilerek ve açıktan isterse bilinçsizce ve inceden olsun, başkalarını bir şekilde cezalandırdığımızı fark ettiğimizde, bunu Tanrı’nın haricinde bir şeyin yüreklerimizi idare ettiğine dair bir uyarı olarak almalıyız.

                   Putperest bir Yüreğin Şifa Bulması

Gördüğümüz gibi put dediğimizde herhangi bir isteğin yüreklerimizi idare eden yakıcı bir talep haline gelmesini anlıyoruz; mutlu, tatmin ya da güvende olmamız için mutlaka sahip olmamız gerektiğini düşündüğümüz bir şeydir. Başka bir şekilde ifade edersek, sevdiğimiz, korktuğumuz ya da güvendiğimiz bir şeydir.

Sevgi, korku, güven—bunlar tapınma sözcükleridir! İsa sadece ve sadece Tanrı’yı sevmemizi, Tanrı’dan korkmamızı ve Tanrı’ya güvenmemizi buyurur (Matta 22:37; Luka 12:4-5; Yuhanna 14:1). Mutlu, tatmin ya da güvende olmak için ne zaman Tanrı’dan başka bir şeyi arzularsak, Tanrı’dan başka bir şeyden korkarsak ve Tanrı’dan başka bir şeye güvenirsek, sahte ilahlara tapınmakla meşguluz demektir. Sonuçta gerçek Tanrı’nın yargısını ve gazabını hak ederiz.

                   Yargıdan Özgürlük

Bu esaretten ve yargıdan çıkışın yalnız tek yolu vardır: İnsanları putlarından kurtarmayı seven Tanrı’ya bakmak. “Seni Mısır'dan, köle olduğun ülkeden çıkaran Tanrın RAB benim. Benden başka tanrın olmayacak” (Mısır’dan Çıkış 20:2-3).

Tanrı, günahımız yüzünden hak ettiğimiz cezayı üzerine alsın diye Oğlu’nu göndererek putperestliğimize şifa sağladı. İsa Mesih aracılığıyla Tanrı’nın gözünde doğru kılınabilir, günahtan ve putperestlikten özgür olabiliriz. “Böylece Mesih İsa'ya ait olanlara artık hiçbir mahkûmiyet yoktur. Çünkü yaşam veren Ruh'un yasası, Mesih İsa sayesinde beni günahın ve ölümün yasasından özgür kıldı.” (Romalılar 8:1-2).

Bu bağışlamayı ve özgürlüğü elde etmek için, günahımızı kabul etmeli, tövbe etmeli ve İsa Mesih’e umut bağlamalıyız (bkz. Elç. 3:19; Mezmurlar 32:5). Böyle yaptığımızda, artık Tanrı’nın gazabı altında kalmayız. Aksine,Tanrı bizi ailesine alır, çocukları ve mirasçıları kılar ve kutsal bir yaşam sürmemiz için güçlendirir (Galatyalılar 4:4-7). İşte İncil’in İyi Haber’i budur—İsa Mesih aracılığıyla bağışlanma ve sonsuz yaşam!

                   Belirli Putlardan Özgürlük

İyi haberler bununla bitmiyor. Tanrı bizleri yalnızca günah ve putperestlikle ilgili genel sorunumuzdan değil, ayrıca bizi tüketen, kontrol eden ve etrafımızdakilerle çekişmelere yol açan belirli, gündelik putlarımızdan da özgür kılmak ister.

Bu özgürlük, putlarımızın hepsinin bir büyük ruhsal tecrübeyle aniden süpürülmesi şeklinde gerçekleşmez. Bunun  yerine, Tanrı putlarımızı birer birer teşhis etmemizi, itiraf etmemizi ve sonra yüreklerimizden onları parça parça kazırken O’nunla işbirliği yapmamızı ister.

Tanrı, bu teşhis ve özgürlük sürecinde bize yardım etmek için üç yoldan lütfunu bahşeder: Kutsal Kitap, Kutsal Ruh ve kilise. Kutsal Kitap “diri ve etkilidir; iki ağızlı kılıçtan daha keskindir. Canla ruhu, ilikle eklemleri birbirinden ayıracak kadar derinlere işler; yüreğin düşüncelerini, amaçlarını yargılar” (İbraniler 4:12). Kutsal Kitap’ı gayretle çalıştıkça, üzerinde düşündükçe ve düzenli olarak sağlam vaazlar dinledikçe, Tanrı, kendi sözünü yüreğinizde bir spot ışığı ve neşter gibi kullanacaktır. Tanrı’nın sözü putperest arzularınızı ortaya çıkaracak, Tanrı’yı tüm yüreğinizle, tüm aklınızla ve tüm gücünüzle nasıl seveceğinizi gösterecektir.

Kutsal Ruh, Kutsal Kitap’ı anlamamızı, günahımızı görmemizi ve kutsal bir yaşam sürmemizi sağlayarak putlardan özgürleşmemize yardımcı olur (1.Korintliler 2:10-15; Filipililer 2:13). Bu yüzden, Kutsal Ruh’un Mesih’le yürüyüşümüzde rehberlik etmesi, günahlarımıza ikna etmesi ve güçlendirmesi için her gün dua etmeliyiz.

Son olarak Tanrı, etrafımızı bize öğretebilen, sevgiyle bizi putlarımızla yüzleştirebilen, ruhsal gelişimimizde bize teşvik ve yönlendiriş verebilen kardeşlerle sarmıştır (Gal 6:1; Romalılar 15:14). Bu durum Kutsal Kitap’a sadık, sağlam öğretiye sahip bir kiliseye istikrarlı katılmamızı ve ruhsal bakımdan olgun imanlılarla düzenli paydaşlık ve sorumluluk ilişkisi kurmamızı gerektirir.

Tanrı, bu üç lütuf yolu aracılığıyla yaşamınızı incelemenize ve yüreğinizi idare eden putları açığa çıkartıp onlardan özgür olmanıza yardımcı olacaktır. Bu süreç başlıca adımlardan oluşur.

      Dua ederek kendinize önceden listelenen “röntgen” sorularını sorun. Bu sorular yüreğinizi yönetmeye başlamış olan istekleri sezmenize yardımcı olacaktır.

      Keşfettiklerinizi bir deftere not edin. Böylece tekrar eden alışkanlıkları tespit edebilir ve belirli putların peşine kararlılıkla düşebilirsiniz.

      Ne zaman putlarınıza teslim olsanız sizi berbat hissettirmesi ve böylece onların hayatınızdaki etkilerini ortadan kaldırması için her gün Tanrı’ya dua edin.

      Putlarınızı eşinize ve sorumlu olduğunuz bir arkadaşınıza tarif edin ve putun sizi hâlâ kontrol ettiğinin işaretlerini gördüklerinde sizin için dua etmelerini ve sizinle sevgiyle yüzleşmelerini isteyin.

      Putların birer değişim ve kılık değiştirme ustası olduğunu anlayın. Belirli bir günahlı istek karşısında zafer kazanır kazanmaz, putunuz muhtemelen kurnaz bir yöntemle dikkatinizi çekmek için bağlantılı bir başka istek kılığında yeniden ortaya çıkacaktır.

      Eğer teşhis etmesi ya da fethetmesi güç bir put ile uğraşıyorsanız, pastörünüze ya da ruhsal bakımdan olgun bir danışmana gidip ondan tavsiye ve destek isteyin.

Hepsinden önemlisi, putlarınızın yerine Tanrı için büyüyen bir sevgi ve yalnızca O’na tapınmak için yakıcı bir arzu koyması için Rab’be dua edin (bu konuda daha fazlası aşağıdadır).

Eğer biri size gelip tedavi olmadığınız takdirde ölümcül olan bir kanser türüne yakalandığınızı söyleseydi, muhtemelen var olan en titiz tedaviyi görmek için her çabayı ya da masrafı gözden çıkarırdınız. Aslına bakarsanız, sizde kanser var, ama bu ruhsal kanserdir. Buna günah ve putperestlik denir. Ama bir tedavi vardır. Tedavinin adı İsa Mesih’in Müjdesi’dir ve Tanrı’nın sözü, Tanrı’nın Ruhu ve kilise aracılığıyla uygulanır. Bu lütuf araçlarından ne kadar çok yararlanırsanız, ruhunuza bela olan putlardan sizi özgür kılmakta o kadar büyük etkileri olacaktır.

                   Puta Tapınmak Yerine Gerçek Tanrı’ya Tapının

“Future Grace” adlı harika kitabında John Piper, “Tanrı’dan tam olarak tatmin olmadığımız zaman yaptığımız şey günahtır” diye yazar. Aynı şey putperestlik için de söylenebilir: Tanrı’dan tam olarak tatmin olmadığımız zaman yaptığımız şey putperestliktir. Diğer bir deyişle, eğer Tanrı’da tatmin bulmuyor ve güvende hissetmiyorsak, kaçınılmaz olarak mutluluğu ve güvenliği başka kaynaklarda arayacağız.

Bu yüzden, eğer yüreklerinizden putları kovmak ve geri dönmelerine olanak bırakmak istemiyorsanız, yaşayan Tanrı’ya içtenlikle tapınmayı agresif bir tutumla birinci önceliğiniz yapın. Bu dünyadaki her şeyden daha çok Tanrı’yı nasıl seveceğinizi, O’ndan nasıl korkacağınızı ve O’na güveneceğinizi size öğretmesi için dua edin. Puta tapınmanın yerini gerçek Tanrı’ya tapınmanın alması bazı adımlar gerektirir:

Tanrı’nın önünde tövbe edin. Günahlarımızı ve putlarımızı itiraf ederek tövbe ettiğimiz zaman, Mesih aracılığıyla bağışlandığımıza inanarak Mesih’e olan imanımızı da ikrar ederiz. Tövbe ve gerçek Tanrı’ya imanımızı ikrar etmemiz gerçek tapınmadır (1 Yuhanna 1:8-10). “Senin kabul ettiğin kurban alçakgönüllü bir ruhtur, Alçakgönüllü ve pişman bir yüreği hor görmezsin, ey Tanrı.” (Mezmurlar 51:17; ayrıca bkz. Yeşaya 66:2b).

      Tanrı’dan korkun. Başkalarından ya da değerli bir şeyinizi kaybetmekten korkma ayartısı geldiğinde gerçek Tanrı’nın huzurunda huşu ile durun. “RAB korkusudur bilginin temeli. Ahmaklarsa bilgeliği ve terbiyeyi küçümser.” (Özdeyişler 1:7). “Bedeni öldüren, ama canı öldüremeyenlerden korkmayın. Canı da bedeni de cehennemde mahvedebilen Tanrı'dan korkun.” (Matta 10:28). “Ya RAB, sen suçların hesabını tutsan, Kim ayakta kalabilir, ya Rab? Ama sen bağışlayıcısın, Öyle ki senden korkulsun.” (Mezmurlar 130:3-4).

      Tanrı’yı sevin. Sizi kurtaramayacak olan şeyler yerine bizi bağışlayan ve ihtiyacımız olan her şeyi bize sağlayan Tanrı’yı arzulayın. “İsa ona şu karşılığı verdi: 'Tanrın Rab'bi bütün yüreğinle, bütün canınla ve bütün aklınla seveceksin.'” (Matta 22:37). “RAB'be yönelenlerden hiçbir iyilik esirgenmez.” (Mezmurlar 34:10). “Siz öncelikle O'nun egemenliğinin ve doğruluğunun ardından gidin, o zaman size bütün bunlar da verilecektir.” (Matta 6:33). “Senden başka kimim var göklerde? İstemem senden başkasını yeryüzünde. Bedenim ve yüreğim tükenebilir, Ama Tanrı yüreğimde güç, Bana düşen paydır sonsuza dek.” (Mezmurlar 73:25-26).

      Tanrı’ya güvenin. Oğlu’nu sizin için kurban eden ve her durumda tamamen güvenilir olduğunu kanıtlayan Tanrı’ya umut bağlayın. “RAB'be sığınmak İnsana güvenmekten iyidir.” (Mezmurlar 118:8). “RAB'be güven bütün yüreğinle, Kendi aklına bel bağlama.” (Özdeyişler 3:5). “Kendi yüceliği ve erdemiyle bizi çağıranın tanrısal gücü, kendisini tanımamız sonucunda yaşamamız ve Tanrı yolunda yürümemiz için gereken her şeyi bize verdi. O'nun yüceliği ve erdemi sayesinde bize çok büyük ve değerli vaatler verildi. Öyle ki, dünyada kötü arzuların yol açtığı yozlaşmadan kurtulmuş olarak, bu vaatler aracılığıyla tanrısal özyapıya ortak olasınız.” (2 Petrus 1:3-4).

      Tanrı’dan zevk alın. Tanrı’yı düşünmekten, O’nun sözleri üzerinde derin düşünmekten, diğerleriyle O’nun hakkında konuşmaktan, O’nu yüceltmekten ve O’na şükretmekten zevk alın. “RAB'den zevk al, O senin içindeki istekleri yerine getirecektir.” (Mezmurlar 37:4). “Ağzımdan sana övgü eksilmez, Gün boyu yüceliğini anarım.” (Mezmurlar 71:8). “Rab'de her zaman sevinin; yine söylüyorum, sevinin!” (Filipililer 4:4). “Her zaman sevinin. Sürekli dua edin. Her durumda şükredin. Çünkü Tanrı'nın Mesih İsa'da sizin için istediği budur.” (1 Selanikliler 5:16-18).

Bu pasajların işaret ettiği gibi, Tanrı her şeyden çok O’na tapınmak isteyenler için harika bir döngü tasarlamıştır. Tanrı’yı sevdikçe, yücelttikçe, O’na şükredip O’ndan zevk aldıkça, isteklerinizi dünyadaki en iyi şeyle tatmin edecektir: kendisiyle! Ve siz O’ndan giderek daha çok zevk almayı öğrendikçe, bu dünyanın şeylerinden mutluluk, tatmin ve güven aramak için daha az ihtiyaç hissedeceksiniz. Tanrı’nın lütfuyla, ailenizde putperestliğin ve çekişmelerin etkisi istikrarlı biçimde azalabilir ve siz ve aileniz tek gerçek Tanrı’ya tapınmanın verdiği yakınlığın ve güvenliğin tadına varabilirsiniz.

               İtirafın Yedi Adımı

               İtiraf Özgürlük Getirir

Birçok insan tövbeden ve bağışlamadan ileri gelen özgürlüğü asla deneyim etmemiştir. Neden? Bunun nedeni çoğu kez içten ve inanılır bir itirafta bulunmayı asla öğrenmemiş olmalarıdır.

Bunun yerine şunlara benzer şeyler söylerler: “Seni kırdığım için özür dilerim.” “Belki de ben hatalıydım.” “Geçmişi unutalım.”  “Biliyorum, sana bağırmamam gerekirdi, ama beni çok kızdırdın.”

Bu değersiz ifadeler nadiren hakiki bir bağışlama ve barış ortamı sağlar. Eğer gerçekten barışmak istiyorsanız, alçakgönüllülükle ve ayrıntılı olarak yanlışlarını itiraf ederek ağzınızın lütuf saçması için Tanrı’dan yardım isteyin. Bunu yapmanın bir yolu İtirafın Yedi Adımı’ndan yararlanmaktır.

1.      Dahil olan herkesi anın (Etkilediğiniz herkesi)

2.      Eğer, ama ve belkiden kaçının (Yanlışlarınız için bahane üretmeye çalışmayın)

3.      İtiraf ederken spesifik olun (Hem tutumları hem de eylemleri)

4.      Acıyı kabul edin (Kişiye acı verdiğiniz için üzüntünüzü ifade edin)

5.      Sonuçlarla yüzleşin (Zararı karşılamak gibi)

6.      Davranışınızı değiştirin (Tutum ve eylemlerinizi değiştirin)

7.      Bağışlanmayı dileyin

Bkz. Matta 7:3-5; 1 Yuhanna 1:8-9; Özdeyişler 28:13.

Farklı kültürler özürleri farklı biçimlerde değerlendirir, bu nedenle bir itiraftan önce mutlaka ilgili kültürün bu konudaki görüşünü göz önüne alın (Japonya’da özürler adlı makalede görüldüğü gibi).

 

           


           

               Bağışlamanın Dört Vaadi

               Tanrı sizi bağışladığı gibi siz de bağışlayın

Bağışlama yoluyla Tanrı, günahlarımızın ördüğü duvarları yıkar ve kendisiyle yenilenmiş bir ilişkiye başlamanın yolunu açar. Rab’bin bizi bağışladığı gibi bağışladığımız zaman yapabileceğimiz şey tam olarak budur: Bize kötülük yapan kişiyi bizden ayrı kalma cezasından serbest kılarız. Yaptığı hataları ona karşı kullanmayız, bunları düşünmeyiz ve onu bunlar yüzünden cezalandırmayız. Bu nedenle, bağışlama dört adet vaatte bulunma kararı olarak tanımlanabilir:

1.      “Bu olayın üzerinde durmayacağım.”

2.      “Bu olayı tekrar gündeme getirmeyeceğim ve sana karşı kullanmayacağım.”

3.      “Bu olayı başkalarıyla konuşmayacağım.”

4.      “Bu olayın aramızda durmasına ya da kişisel ilişkimizi engellemesine izin vermeyeceğim.” **

Bu sözleri yerine getirerek karşı tarafla aranızdaki engel duvarlarını indirebilirsiniz. Sorun üzerinde durmamaya, sorunu beslememeye ya da kişiyi kendinizden uzak tutarak cezalandırmamaya söz verirsiniz. İlişkinizin geçmişte yapılan hataların anılarından arındırılmış olarak gelişmesi için yol açarsınız. Tanrı’nın bizim için yaptığı tam olarak budur ve başkalarına da aynı şeyi yapmamızı ister.

————————————–

** Taciz durumlarında bağışlama, mutlaka duygusal ve fiziksel güvenliği sağlayacak sınırların kurulmasını gerektirebilir ve gerektirmelidir. Bkz. The Peacemaker, sf. 156-7, 284

 

               PAUSE İlkesi

               Kutsal Kitap’a göre uzlaşma

Kişisel dargınlıkları itiraf ve bağışlama yoluyla çözmeyi başarsanız bile, gene de para, mal, mülk ya da belli hakların kullanımı gibi maddi konularla uğraşmanız gerekebilir. Bu konular halının altına süpürülmemeli ya da otomatik olarak daha üst bir otoriteye aktarılmamalıdır. Bunun yerine, Kutsal Kitap’a sadık bir tutumla bu konular üzerinde uzlaşılmalıdır.

Genel kural olarak, maddi konular üzerinde uzlaşırken rekabetçi bir tavır yerine işbirlikçi bir tavır takınmaya çalışmalısınız. Diğer bir deyişle, agresif bir tutumla kendi çıkarlarınızı korumak ve karşı tarafın kendisini korumasına izin vermek yerine, herkesin yararına olacak çözümleri aramalısınız.

Elçi Pavlus’un belirttiği gibi, “Hiçbir şeyi bencil tutkularla ya da boş övünmeyle yapmayın. Her biriniz alçakgönüllülükle öbürünü kendinden üstün saysın.Yalnız kendi yararını değil, başkalarının yararını da gözetsin.” (Flp. 2:3-4; bkz. Mat. 22:39; 1Ko. 13:5; Mat. 7:12).

Uzlaşma konusuna Kutsal Kitap’ın yaklaşımı, İngilizce’de PAUSE ilkesi adı verdiğimiz beş temel adımda özetlenebilir:

      Hazırlan [Prepare]  (dua et, olguları topla, Tanrısal öğüt al, seçenekleri ortaya koy)

      İlişkileri onayla [Affirm Relationships] (diğerlerine hakiki bir ilgi ve saygı göster)

      Çıkarları anla [Understand interests] (diğerlerinin kaygılarını, isteklerini, ihtiyaçlarını, kısıtlamalarını ya da korkularını teşhis et)

      Yaratıcı çözümler ara [Search for creative solutions] (dua ile beyin fırtınası yap)

      Seçenekleri nesnel ve makul biçimde değerlendir [Evaluate options objectively & reasonably] (değerlendir, tartışma)

Eğer uzlaşma arayışında önceden bu yaklaşımı kullanmadıysanız, uzmanlaşmanız biraz zaman ve alıştırma (ve bazen diğerlerinden tavsiye almanızı) gerektirecektir. Ama göstereceğiniz çabaya değecektir, çünkü PAUSE ilkelerini öğrenmek sadece mevcut anlaşmazlığı çözmenize yardımcı olmakla kalmaz, aynı zamanda hayatınızın her alanında daha etkin biçimde uzlaşmanızı sağlar.

Kutsal Kitap, çoğu zaman hayat kurtaran olağanüstü etkinlikte uzlaşma örnekleriyle doludur. En sevdiğim iki örnek Daniel (Dan.1:8-16) ve Avigayil’dir (1 Sa. 25:1-35).

 


           

               Barış Yapıcının Taahhüdü

               Kutsal Kitap’ın anlaşmazlık çözümüne adanmışlık

İsa Mesih’in ölümü ve dirilişi aracılığıyla Tanrı’yla barışmış insanlar olarak, anlaşmazlıkları dünyanın verdiği tepkiden son derece farklı bir biçimde ele almaya çağrıldığımıza inanıyoruz.1

Ayrıca anlaşmazlığın Tanrı’yı yüceltmek, diğerlerine hizmet etmek ve Mesih’e benzer olarak büyümek için fırsatlar sağladığına da inanırız.2

Bu yüzden, Tanrı’nın sevgisine karşılık vererek ve O’nun lütfuna güvenerek, anlaşmazlıklara aşağıdaki ilkeler ışığında tepki göstermeye adanırız:

Tanrı’yı yüceltin — Kendi isteklerinize odaklanmak ya da başkalarının yapabileceği şeyler üzerinde durmak yerine, Rab’bin buyruklarına sadakatle uymayı amaçlayan sevecen, merhametli ve bağışlayıcı bir tutum içinde Rab’den zevk alacak ve O’nun bağışlamasına, bilgeliğine, gücüne ve sevgisine dayanarak O’nu yücelteceğiz.3

Gözünüzden Merteği Çıkartın — Bir anlaşmazlık yüzünden başkalarını suçlamak ya da azarlanmaya direnmek yerine, Tanrı’nın merhametine güvenecek ve anlaşmazlıklara yaptığımız katkıların sorumluluğunu alacağız. Bunu yapmak için yanlış yaptığımız kimselere günahlarımızı itiraf edecek, anlaşmazlığa yol açan tavır ve alışkanlıklarımızı değiştirmesi için dua edecek ve neden olduğumuz zararları tamir etmenin yollarını arayacağız.4

Yumuşalıkla Düzeltin — Anlaşmazlık yokmuş gibi davranmak ya da insanların arkasından konuşmak yerine, ufak kusurları görmezden geleceğiz ya da kusurları görmezden gelinemeyecek kadar ciddi olan kişilerle lütufkâr bir dille konuşacak, onları mâhkum etmek yerine düzeltmeye çalışacağız. Hristiyan bir kardeş ile aramızdaki anlaşmazlık birebir görüşmede çözülemezse, sorunun Kutsal Kitap’a uygun çözümüne yardım etmeleri için Mesih’in Bedeni’ndeki insanlara başvuracağız.5

Gidin ve barışın — Erken verilen ödünleri kabul etmek ya da ilişkilerin solmasına izin vermek yerine, Tanrı’nın bizi Mesih’te bağışladığı gibi başkalarını bağışlayarak ve farklılıklarımıza adil ve iki tarafın da yararına olan çözümler arayarak samimi barışı ve uzlaşmayı gayretle arayacağız.6

Tanrı’nın lütfuyla, anlaşmazlığın bir kaza değil, ödev olduğunu idrak ederek bu ilkeleri kâhyalığın bir gereği olarak uygulayacağız. Tanrı’nın gözünde başarının, belirli sonuçlar elde etmek değil, sadık ve bağımlı bir itaat demek olduğunu hatırlayacağız. Ve barış yapıcıları olarak verdiğimiz hizmetin Rab’be yücelik getirmesi ve diğerlerinin O’nun sonsuz sevgisini tanımasına vesile olması için dua edeceğiz.7

————————————–
1 Mat. 5:9; Luka 6:27-36; Gal. 5:19-26.
2 Rom. 8:28-29; 1Ko. 10:31-11:1; Yakup 1:2-4.
3 Mez. 37:1-6; Mar. 11:25; Yuhanna 14:15; Rom. 12:17-21; 1Ko. 10:31; Flp. 4:2-9; Kol. 3:1-4; Yakup 3:17-18; 4:1-3; 1 Petrus 2:12.
4 Özd. 28:13; Mat. 7:3-5; Luka 19:8; Kol. 3:5-14; 1 Yuhanna 1:8-9.
5 Özd. 19:11; Mat. 18:15-20; 1Ko. 6:1-8; Gal. 6:1-2; Ef. 4:29; 2Ti. 2:24-26; Yakup 5:9.
6 Mat. 5:23-24; 6:12; 7:12; Ef. 4:1-3, 32; Flp. 2:3-4.
7 Mat. 25:14-21; Yuhanna 13:34-35; Rom. 12:18; 1 Petrus 2:19; 4:19.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu makaleyi faydalı bulduysanız, lütfen başkalarıyla paylaşmaktan çekinmeyin. Websitesi http://www.hristiyan.org ‘u kaynak gösterdiğiniz sürece her türlü ortamda bu makaleyi çoğaltabilir ve dağıtabilirsiniz.

 

Relatinal Wisdom360 tarafından çevirme ve bu makaleyi dağıtma izni Gökhan Kaya’ya verilmiştir. Daha fazla bilgi için lütfen www.rw360.org ‘u ziyaret edin.

 

Permission has been granted to Gökhan Kaya by Relational Wisdom360 to translate and make these materials available. For more information, please visit www.rw360.org